İlginizi çekebilir…
Bizler Yarının Türkleriyiz
1980’lerde Almanya’da bir hayalet dolaşıyordu — punk kültürünün hayaleti. Synth melodileri sokakları dolduruyor, yırtık boru paça kotlar, alaycı sloganlı tişörtler ve asi bedenler kentlere yavaş yavaş sirayet ediyordu. Fakat mesele ne müzikle ne modayla sınırlıydı. Geçmişinde sıkı sıkı tutunmaya çalışan bu ülkedeki bir avuç genç müzisyen, sanatçı ve göçmen işçi çocuğu, Almanya’nın ruhuna inceden inceye müdahale ediyordu. Resmi tarihin bastırmaya çalıştığı bu sesler, ülkenin geçmişine ve dönüşebileceği şeye dair köklü tartışmalar başlatıyordu.
Ulrich Gutmair Bizler Yarının Türkleriyiz’de standartlaştırma baskısına, toplumsal dayatmalara direnmek adına son derece üretken bir olumsuzlama yöntemini benimseyen punk kültürünü ve dönemin Almanya’sında bu ülkede yaşayan misafir işçilerin ve onların Almanya’da doğan çocuklarının üstlendiği görünmez ama hayati rolü son derece çarpıcı detaylarla anlatıyor.
Bizler Yarının Türkleriyiz, sadece punk kültürünün değil, bir toplumun belleğinde patlayan gecikmiş bir bombanın hikâyesi. Müzik, edebiyat ve kimlikler üzerinden yürütülen bu sessiz devrim, Almanca konuşulan coğrafyanın tarihine kazındı. Punk sadece bir müzik türü değil, baskıya, ataerkil düzene, her türden kimliğe ve geçmişin inkârına karşı yaratıcı, radikal ve saldırgan bir cevaptı. Ve o cevap hâlâ kulaklarımızda çınlıyor.
Faşist Olmadan Yaşamak
Ebedi faşizm”in en masum kisvelere bürünerek geri dönebileceğini söyleyen Umberto Eco’nun öngörüsünü tanık olduğumuz şeyler doğruluyor. Geçtiğimiz yüzyılda kalmış, geçip gitmiş bir tarihsel olay kabul edilen faşizm, yirmi birinci yüzyılda yeni maskeleriyle tekrar sahnede ve hayatımızın en korunaklı sandığımız kısımlarına kadar sızmış durumda. Bazen bireysel hak ve özgürlüklerimizi ihlal eden ve giderek yaygınlaşan otoriter devlet uygulamalarında, bazen de kâr hırsıyla doğayı talan eden ya da mahremiyetimizi ihlal ederek bizi “veri paketleri” haline getiren gözetim kapitalizminde tezahür ediyor.
Peşindeyiz
Bir otoyolda başlayan taciz, ölümle sonuçlanan bir kazaya dönüşür. Meg Russo’nun hayatı, kızını üniversiteye bırakırken yaptığı sıradan bir yolculukta altüst olur. Eşi Justin olay yerinde hayatını kaybeder; Meg ve kızı Lily ise sadece bedenen değil, ruhen de paramparça olur. Aylar sonra kasabasındaki küçük kitapçıyı yeniden açmaya çalışırken, her şeyin normale döneceğine inanmak ister.
Ama biri onu izliyor. Dışarıdan. İçeriden. Sokakta. Dükkânda. Zihninin içinde. Birileri geçmişini kurcalıyor. Ve internette yayılan karanlık bir hikâye, Meg’in ailesini hedefe koyuyor. Kızının doğumu, kocasının ölümü, yaşadıkları ev... Tüm bunlar bir tesadüf mü, yoksa önceden yazılmış bir senaryo mu? Kimseye güvenemez. Belleğine bile. Kaza mıydı bu?
Yoksa gözetlenen bir ailenin başına gelen organize bir saldırı mı? Geçmişiyle yüzleşmekten korkan bir kadın... Kendi sırlarını saklayan bir kız... Ve onları susturmak isteyen, yüzünü bile göremedikleri bir tehdit... Alison Gaylin’den anneliği, paranoyayı ve kaybı iliklerinize kadar hissettiren nefes kesici bir psikolojik gerilim. Birileri peşinizdeyse ne yaparsınız? Peki ya peşinizdeki sizseniz?
80 Trenle Dünya Turu
Hint asıllı İngiliz gazeteci Monisha Rajesh 80 tren yolculuğuyla dünyanın çevresini dolaşacağını söylediğinde kimse yapabileceğine inanmamıştı. Ancak nişanlısı Jem ile sırt çantalarını toplayıp Londra’dan bilinmeze doğru yola çıkmaları çok uzun sürmedi. Rusya’dan Moğolistan’a, Çin’den Vietnam’a, Kuzey Kore’den Malezya’ya ve çok daha ötesine uzanan çılgın bir maceraya atıldılar.
Bu maceraya büyüleyici manzaralar, sıra dışı coğrafyalar, istasyonlarda tanışılan çeşit çeşit insanla kurulan dostluklar ve paylaşılan hikâyeler eşlik ediyor. Dünya vatandaşı olmanın ne anlama geldiğini yansıtan bu
Kitap; hayat, tarih ve kültür hakkında canlı bir anlatım sunuyor. Rajesh’in sürükleyici sayfalarında dolaşırken hem yeni dünyalar keşfedecek hem de çok eğleneceksiniz.
Trenimiz kalkmak üzere, lütfen yerlerinizi alınız!
Bırakın Çalışanlarım Sörf Yapsın
Değerlerini daima kazanacağı paranın önünde tutan, kârının belli kısmını düzenli olarak çevre çalışmalarına aktaran ve başka şirketleri de buna teşvik eden, çalışılacak en iyi şirketler listelerinde kendine her zaman yer bulan, ürünlerini mümkün olan en uzun süre dayanacak şekilde üretmek için çaba gösteren, müşterilerine zamanla yıpranan ürünleri nasıl onaracaklarını öğreten, alışveriş çılgınlığı günlerinde satın alınacak her bir ürünün doğaya zararını hatırlatmayı görev edinen sıra dışı bir marka: Patagonia.
Yemek Savaşları
“Ne yiyoruz? Yediğimiz yiyecekler nereden geliyor ya da nasıl üretiliyor?” gibi hayati sorulara yanıt veren Yemek Savaşları’nda tarım teknolojisinin vaatlerinden lezzet politikasına dek birçok konuda bilgi edineceksiniz.
Günümüzde gıda araştırmaları alanında erişebileceğimiz kitaplar sayıca fazla olsa da bu kaynaklar yemekle ilgili popüler tartışmaların tarihsel arka planını ve sürekliliğini yansıtmamaktadır. Yemek Savaşları ise yiyecek ve yemekle ilgili tartışmalara tarihsel bir mercekten bakmayı hedefleyerek bu konudaki boşluğu dolduruyor.
Bu tarihsel anlayış sayesinde günümüzdeki sorunların çoğunun geçmişte iyi niyetle alınmış kararlarla uygulanmış çözümlerden kaynaklandığını ve geçmişin farkındalığının gelecekte daha iyi bir dünya için hepimize yardımcı olacağını fark edeceksiniz.
“Yemek Savaşları tarihin mevcut gıda sistemimizi nasıl şekillendirdiğine dikkat çekerek gıda araştırmalarına tarihsel bir bağlam kazandırıyor… Ludington ve Booker’ın bu kitabında yer verilen bakış açılarının çeşitliliği mevcut gıda sistemini yorumlamamıza yardımcı oluyor.” –Nature Food
Tırtıl Nasıl Büyüdü
Amerikan traktör ve iş makinesi devi Caterpillar’ın pazara hükmetme hikâyesi, nefes kesen bir aksiyona davet ediyor. Liderliğe oynayan bir yatırımcı için ders alınacak bir hikâye ve başarılı bir analiz.
Ve tırtıl büyüdü. Bu büyüme, zamanı geldiğinde kozasını en kârlı biçimde yırtıp global bir kelebek olmak isteyen şirketlere örnek olacak cinstendi.
Başarılı başka firmalar varken neden Caterpillar’a odaklanıyoruz? Çünkü CAT, değişikliklerle başa çıkma konusunda model olmuş, engellere göğüs germiş ve geleceği düşünerek pozisyon almıştır.
Okuyucu bu hikâyenin nasıl bittiğini zaten biliyor. Sadece kaliteli performansından dolayı değil, ayrıca önemli sorunlara ve beklenmedik, kötü gelişmelere karşı başarılı olup bu performansa ulaştığı için Caterpillar’ı en iyi örnek olarak tanımlıyoruz.
Dünya Masalları
Çocuğunuzla birlikte çıkacağınız büyülü bir yolculuğa hazır mısınız? Dünyanın dört bir yanından en sevilen masalları bir araya getirdik: Kırmızı Başlıklı Kız, Uyuyan Güzel, Peter Pan, Güzel ile Çirkin, Kibritçi Kız ve daha fazlası… Bu kitap, masalların sihirli dünyasını çocuğunuzla paylaşmanız için harika bir rehber olacak. Her bir hikâye, çocuğunuzun hayal gücünü besleyecek rengârenk, özenle hazırlanmış görsellerle süslendi. Kimi zaman cesur bir kahramanın peşinden koşacak, kimi zaman hayallerin sınır tanımadığı bir dünyada uçacaksınız.
Uyku öncesi hikâyeler, aile sohbetleri ya da sadece keyifli bir mola için… Bu kitap, her anınızı daha da unutulmaz kılacak. Dünya masallarını birlikte keşfederken, küçük kalplerin sevgi ve iyilikle dolduğunu görmek size bambaşka bir mutluluk verecek.
Oyunun Kuralı: Bilimi İnkâr Etmenin, Palavrayı Pazarlamanın ve İş Dünyasında Vurgun Yapmanın Yolları
Bilim, doğruyu söyler. Şirketler, kendi doğrusunu yaratır.
Bir şirketin elinde bu kitap varsa, bir şeyler gizleniyor olabilir.
Bilimsel bilginin kârı tehdit ettiği noktada, “oyunun kuralı” değişir.
Çevre krizleri, kanser yapan maddeler, sigaranın öldürücülüğü, iklim değişikliği...
Tüm bu bilimsel gerçeklere karşı şirketlerin elinde sadece bir silah vardır: inkâr.
Ama bu öyle bildiğiniz türden bir inkâr değil. Bu, stratejik, sistematik ve soğukkanlı bir inkâr.
Oyunun Kuralı, bilimsel bilgiye karşı kurulan güçlü şirket ağlarının nasıl işlediğini, hangi araçları kullandıklarını ve kamuoyunu nasıl manipüle ettiklerini çarpıcı örneklerle anlatıyor. Sigara lobilerinden petrol devlerine, ilaç kartellerinden gıda tekellerine kadar birçok sektörü mercek altına alıyor.
Gerçekleri susturmak için atılan her adımı, gizlenen her belgeyi, bastırılan her bilim insanını anlatıyor. En ürkütücü olanı ise şu ki, tüm bunlar tamamen yasal yollarla yapılıyor. Bu kitap, yalnızca bilimle ilgilenenler için değil, yaşadığı dünyanın nasıl yönetildiğini merak eden herkes için.
Çünkü bazen gerçekleri öğrenmek için “oyunun kurallarını” bilmek gerekir. Ve bu oyunda kazanan her zaman dürüst olan değildir.
“Jacquet, çok kapsamlı ve sistematik kurumsal stratejileri ifşa etmek için müthiş etkili bir
yöntem bulmuş – bilim karşısında dizleri titreyen yöneticilere yazılmış, Machiavellivari gizli bir rehber.”
The Guardian
“Zehir gibi bir hiciv! Kurumsal kötülüğe acımasız bir darbe... Cüzdanları kabarık orduların ve kalabalık şirketlerin er ya da geç hesap vereceğine dair keskin bir uyarı.”
Kirkus Reviews
Yalnızlık Senfonisi
Yalnızlık Senfonisi’nde hayatı, insanları ve hatta kendi iç dünyasını kaygı içinde gözlemlerken gittikçe yalnızlaşan; en doğal insan hallerinin, her şeye rağmen hayata umutla, coşkuyla sarılmak, güven duymak isteyen; sızan suyu eliyle kapatmaya çalışan günümüz insanının öykülerini bulacaksınız.
Hangimizin yok ki
hayattan, insanlardan beklentisi,
hayallerle, hayal kırıklıklarıyla, kimi zaman nafile çabalarla geçen hayatı,
mutluyum derken bir anda yıkılan kâğıttan evleri,
kalabalıklar içinde bile olsa zaman zaman yaşadığı o derin yalnızlık hissi?
Kipling’ten Masallar
Rudyard Kipling çocukluk anılarından ve Hint masallarından ilham alarak, dünyadaki bazı şeylerin nasıl bugünkü hâline geldiğini anlatan sihirli masallar yazdı. Leoparın beneklerine nasıl kavuştuğunu, fillerin hortumlarının ve develerin hörgüçlerinin nasıl oluştuğunu ve bunlar gibi birçok gizemi büyülü bir anlatıyla aydınlatan bu masallar Ali Çetinkaya’nın çizimleriyle süslendi.
Kipling’in çocuklarına da anlattığı bu eğlenceli ve zekâ dolu masallar, minik okurları büyülü bir dünyanın kapılarını aralamaya çağırıyor.
Öykülerle Değerler Eğitimi (Çalışma Soruları İlaveli)
Okumanın Sihirli Dünyasına İlk Adım!
Prof. Dr. Ali Atıf Bir’den 1. Sınıf Öğrencilerine Özel 10 Kitaplık Değerler Eğitimi Serisi
Çocuklar hayatı oyunla, sevgiyle ve hikâyelerle öğrenir…
Prof. Dr. Ali Atıf Bir’in uzmanlığıyla, titizlikle hazırlanan Öykülerle Değerler Eğitimi Serisi, okumayı yeni öğrenen 1. sınıf öğrencileri için sadece bir okuma seti değil; aynı zamanda karakter gelişimini destekleyen anlamlı bir yolculuk sunuyor.
Bu 10 kitaplık özel seri;
✅ Kısa, akıcı ve kolay okunabilir metinleriyle çocukların okuma sürecine güvenle adım atmasını sağlarken,
✅ Eğlenceli ve renkli öyküleriyle dikkatlerini çeker,
✅ Temel insani değerleri (sevgi, dürüstlük, sorumluluk, paylaşma, sabır, saygı vb.) işleyerek hayat boyu unutulmayacak kazanımlar sunar.
Her kitap, çocukların hem zihinsel hem duygusal gelişimini desteklemek üzere kurgulanmış, pedagojik kriterlere uygun olarak kaleme alınmıştır. Bu sayede çocuklar yalnızca okuma becerisi kazanmakla kalmaz, aynı zamanda iyi bir birey olma yolunda ilk tohumları da atmış olur.
🎨 Renkli çizimler,
📖 Sade ve anlaşılır dil,
🧠 Değer odaklı içerikler ile bu seri, minik okurlar için hem öğretici hem de keyifli bir başlangıç niteliği taşır.
Okumayı sevdiren, değerleri kazandıran, minik kalplere dokunan öyküler…
Öykülerle Değerler Eğitimi Serisi ile çocuğunuzun hayatında kalıcı bir iz bırakın. Çünkü iyi alışkanlıklar, küçük yaşlarda başlar. Ve her kitap, daha iyi bir geleceğe atılmış bir adımdır.
Sigmund Freud
Freud’un ana fikirlerini ortaya çıktıkları bağlamlarla birlikte sunan Pamela Thurschwell, aynı zamanda eleştirel bir okur olarak, Freud’un dehasını rüyalarla, semptomlarla, dil sürçmeleriyle, mitlerle, arzuyla ve kültürle ön plana çıkarıyor. Bu yaklaşımla Freud’un çağdaş edebi ve kültürel teori üzerindeki etkisinin anlaşılır bir incelemesini gözler önüne seriyor. Thurschwell’in Sigmund Freud’u, Freud’u anlamak için eşsiz bir kaynak.
Beterotu
Gündelik hayatın çatlaklarından sızan, kırılgan hayatların hikâyeleri. Plaza işçileri, çevrimiçi âşıklar, çalışırken ölüp betona gömülenler, yerinden yurdundan edilenler, yedi göbekten şehirliler… Pınar Öğünç insan hikâyelerinin en saydam noktalarına incelikli ama derinlemesine bir bakış atıyor. Yazarın güçlü öykücülüğü, karakterlerini okurun hayatında da görünür kılıyor. Beterotu okuruna hem bugünle ve kendiyle yüzleşme imkânı veriyor hem de yalnız olmadığını hatırlatıyor.
Pınar Öğünç’ün gazeteciliğinden ve kişiliğinden bildiğimiz incelik ve hakikilik, öyküleri de sımsıkı kuşatan bir incelik ve hakikilik. En başta bu söylenmeli. Beterotu’nu okurken yazarın kendine ve hayata dönük dürüstlüğünün müthiş bir gözlem gücüyle birleştiğini ya da bu olağanüstü gözlem yetisinin zaten o dürüstlükten beslendiğini seziyorsunuz. Beterotu neoliberal politikaların metropol keşmekeşiyle el ele yol açtığı “sıkışmanın” farklı görünümlerini ve farklı kuşaklardan kadınların ya da erkeklerin hayatlarındaki tezahürlerini, kısacık zaman aralıklarına yerleşerek ustalıkla hikâye ediyor. —Sevilay Çelenk
Bu küçük kitapta yeni hayatımızın farklı sektörlerine bakmış gibidir yazar, kendi kişisel duygularını ve yandaşlıklarını bize dayatmaya (bir “kanıt” olarak seferber etmeye) kalkışmadan. Ya da olabildiğince geride durarak. İnsanın “içini ısıtan” öyküler değil bunlar, ama artık kim tam “Sait Faik” gibi yazma gücünü kendinde buluyor ki. Öğünç içinde bulunduğumuz hayata bakıyor ve orada genellikle balçık görüyor, ancak “faziletsiz mağduriyet” gibi bir deyimle tanımlanabilecek bir toplumsal manzara. Herhangi bir kurtarıcı bakışa cevap vermeyen kaskatı sefillik. —Orhan Koçak
Nasıl Avukat Olunur?
Avukat Şule Ünlü Doğan, hukukun ve psikolojinin kesişim noktasından seslenen bu kitabında avukatlık mesleğini bir kariyerden çok daha fazlası olarak ele alıyor. Adalet duygusunun insan benliğinde ve toplum düzeninde oynadığı rolü inceleyerek bir avukatın kimliği ile toplum arasındaki karmaşık ilişkiye ışık tutuyor. Okurlarını hukuk fakültelerinde öğretilen prosedürlerin ötesine davet etmekle kalmıyor, mesleğin insani boyutlarına dair bir keşif turuna çıkarıyor. Kendi mesleki yolculuğundan ve davalarından hareketle avukatlığın sadece yasaları uygulamak değil aynı zamanda toplumun vicdanına ayna tutmak anlamına geldiğini gösteriyor. Hukuk mekanizmasının aksaklıklarından bireysel meslek deneyimlerine, toplumsal adalet arayışından mesleki deformasyonla baş etme yollarına kadar pek çok konuyu ele alıyor. Avukatlık mesleğinin değişen dünyada nasıl değişiklikler gösterdiğini de sorgulayan bu kitap, meslektaşlarına yeni yollar keşfetmeleri için bir rehber, adalete gönül veren herkes içinse derin bir ilham kaynağı niteliğinde.
Argonautlar
Kuşağının en sivri, en cüretkâr yazarlarından biri kabul edilen Maggie Nelson’ın eleştirmenler tarafından övgüyle karşılanan son kitabı Argonautlar anneliğe, dönüşüme, müşterekliğe, ebeveynliğe, aileye, dilin ve aşkın imkânlarına felsefi bir bakış yöneltiyor, bu ifadelere ilişkin sınırlayıcı ve tutucu yaklaşımları, daha kapsayıcı tanımlara varma adına süregiden mücadeleyi ustalıkla analiz ediyor. Bunu yaparken temelde sürekli şu soruları deşiyor: Bir kabuğa, bir kimliğe ihtiyacımız var mı gerçekten? Öyle bile olsa, bir kimlikle özdeşleşmek mümkün mü? Nelson tüm bu kalıpların öznel, kendini yenileyen, yanıp sönen doğasına ışık tutmayı sürdürüyor.
Denilebilir ki bu kitap, yazarın kendi deyimiyle ve kelimelerin geniş anlamıyla “kalbin çok cinsiyetli anneleri”; savaşçı argonautlar için yazılmıştır ve bunu “şanlı beyaz erkeğin” dilini, kimliğini, tutumunu sekteye uğratarak yapar.
“Maggie Nelson bir kez daha büyüleyici bir iş çıkarmış. Anneliği ve queer bir aile olmayı belirli bir biçimde yaftalayan ve yanlış anlayan kültürün –radikal altkültürler de dahil– zırvalığına ustalıkla sesleniyor. Son derece kırılgan bir zekâyla Nelson incelenmedik bir bölge bırakmıyor; kendi kalbi de dahil. Kültür için hayati önem taşıdığını bildiğim gibi, benzer bir kitap olmadığını da biliyorum.” Michelle Tea
Bel Canto
Bir Latin Amerika ülkesinde, seçkin bir kalabalık, Japon bir iş adamının doğum günü için büyükelçilikte toplanır. Geceyi unutulmaz kılansa, dünyaca ünlü soprano Roxane Coss’un sahne almasıdır.
Ama o gece, sadece bir konser gecesi değildir. Ellerinde silahlarla gelen bir grup gerilla, başkanı kaçırmak için büyükelçiliğe baskın düzenler. Fakat başkan orada değildir. Plan bozulur. Tüm davetliler rehin alınır. Ve zaman durur.
Rehineler ve gerillalar aynı çatı altında yaşamaya başlar. Günler geçtikçe çatışmalar, ortak bir dile –müziğe, aşka, dostluğa– evrilir. Operanın büyüsü, savaşın gürültüsünden daha güçlü çıkar. Ancak her melodinin bir son notası, her aşkın bir kaderi vardır...
Bel Canto, PEN/Faulkner Ödüllü Ann Patchett’ten, insan ruhunun en beklenmedik anlarda nasıl yeniden şekillendiğini anlatan unutulmaz bir roman. İçeride hapsedilenler kadar, duygular da özgürlüğünü arıyor.
Markalar Nasıl Büyür 2
Pazarlama ve marka yönetimi hakkında senelerdir doğru bilinen basmakalıp bilgilere bilimsel kanıtlar ortaya koyarak meydan okuyan *Markalar Nasıl Büyür?*, kısa sürede en çok satan ve okunan kitaplar arasına girdi.
Jenni Romaniuk ve Byron Sharp, ilk kitaplarının devamı niteliğinde olan Markalar Nasıl Büyür 2’de, satın alma davranışlarının ve marka performansının ana temellerini bir bir sıralıyorlar ve geleceğin pazarlama stratejileri hakkında yolumuza şimdiden ışık tutuyorlar.
Hizmet, dayanıklı tüketim malları, online alışveriş ve lüks tüketim markalarının nasıl yönetileceğiyle ilgili kanıtlara da değinen Markalar Nasıl Büyür 2, marka yönetimi hakkında sorduğunuz tüm sorulara yanıt bulacağınız bir yol haritası niteliğini taşıyor.
Bir markanın *zihinsel bulunurluğu*nun nasıl yaratılacağının ve *ayırıcı değerleri’’nin gücünün ne şekilde analiz edileceğinin mükemmel bir çerçevesini çizen bu kitap, pazarlama verimliliği konusunda doğru rotayı çizmek için eşi bulunmayacak bir kılavuz…
Yeni Nesil Reklamcılık
Bugünün en büyük tartışması geleneksel reklam üretme biçiminin ölüp ölmediği üzerine. Dijital medyanın ortaya çıkması ve kullanımının artmasıyla reklamcılığın bir dönüşüm yaşadığı kesin. Fons Van Dyck bu kitapta farklı sorulara yanıt vererek sonuçta yöneticiler, pazarlamacılar ve reklamcıların kafasındaki ‘Bu çağda etkili reklam nasıl olur ?’ sorusuna kesin bir dille yanıtlar veriyor. Reklamın pazarlama ve pazarlama iletişimi planlarındaki yeni yerine açıklık getiriyor, bakış açısı kazandırıyor.
Bilinçaltını Ayartmak
Marka iletişiminin önde gelen araştırmacılarından Dr. Robert Heath, reklamları hem bilinçaltı hem de yarı bilinçli seviyede işleme şeklimizin kararlarımızı yönlendiren duygularımız üzerindeki etkisini artırabileceğini öne sürüyor. Geniş kapsamlı psikolojik ve nörobilimsel araştırmalardan yararlanan Bilinçaltını Ayartmak reklamcılık dünyasının nasıl çalıştığını ve sırlarını başarılı olmuş reklam kampanyalarından çarpıcı örnekler vererek gözler önüne seriyor.
Bilinçaltını Ayartmak’taki teori ve örnekler, reklamcılığın nasıl çalıştığına dair yeni bir içgörü öneriyor. Bu kitabı her bir reklamcı, tüketici ve politikacı mutlaka okumalı.
Jerry Wind, Lauder Profesörü ve Wharton School’da Pazarlama Profesörü
Dr. Heath reklamcılığa ve iletişime dair çalışmalara yönelik muazzam bir içgörüyle yazıyor. Konuyu şekillendirmek için teoriden yararlanıyor ve okuyucuyu bilinçaltının davranışlarımızın ön saflarında nasıl yer aldığına dair bilgilendiriyor. Kitabı, pazarlama alanıyla bırakın uzaktan yakından ilgisi olanları, olmayanlar dahi mutlaka okumalı.
Judy Zaichkowsly, Pazarlama ve İletişim Profesörü, Kopenhag İşletme Okulu
Reklamcılık hem bilinç hem de bilinçaltı seviyede çalışır. Bunun nasıl olduğunu anlamak isteyen herkes bu iyi araştırılmış kitabı okumalıdır.
Patrick Barwise, Fahri Profesör, London Business School
Reklamsız Marka Yaratmak
Markanızı büyütmek için reklam şart. Ama reklam bütçeleri çok yüksek… Peki, ne yapacaksınız?
Büyük bir marka yaratmak için pazarlama eğitimine ya da pazarlama deneyimine ihtiyacınız yok. En iyi markaların bazıları kendilerini hiçbir biçimde pazarlama uzmanı olarak görmeyen insanlar tarafından inşa ediliyor. İşte bu kitap dünya standartlarında bir marka yaratmak isteyen herkese yardımcı olmak için yazıldı.
Pahalı bir reklam kampanyası için yeterli paranız yoksa mevcut pazarlama ve reklam stratejinizin değerinden şüphe ediyorsanız veya en yeni dijital medya araçlarının yüzeysel uygulamalarının ötesine geçmek istiyorsanız, doğru yere geldiniz.
Reklamsız Marka, yazarın dünyanın önde gelen açık kaynak yazılım şirketi olan Red Hat’de bir milyar dolarlık bir marka yaratmaya yardımcı olduğu 10 yıllık deneyiminden yola çıkarak bir marka yaratmayı adım adım anlatan bir rehber.
Reklamsız Marka 20. yüzyılın büyük markalarını geliştirmek için kullanılan klasik konumlandırma prensiplerini, artık 21. yüzyıl markaları için sunulan yeni topluluk oluşturma stratejileri ve araçları ile birleştiriyor. Eski dünyanın en iyileri, yeni dünyanın en iyileriyle buluşuyor.
İşlenmiş Gıda Yanılgısı
Gıda tüketim alışkanlıklarımız sağlıklı ve uzun bir yaşamın belirleyicilerinden olmakla kalmayıp aynı zamanda bir keyif kaynağı ve kültürel mirasımızın değerli bir parçasıdır. Bu nedenle gıda tercihlerimizde çoğu zaman duygularımız mantığımızın önüne geçer. Gıda seçimlerimiz üzerinde kültürümüz, çevremiz, yaşadığımız yer, bulunabilirlik, ruh halimiz, damak zevkimiz rol oynar.
Reklam bombardımanı ve sözde uzmanların yarattığı gürültü de eklendiğinde, yolumuzu şaşırmamız mümkün. İşte ABD’nin ünlü Gıda Bilimi ve Teknolojisi profesörlerinden Robert L. Shewfelt, bu kitabında bilimsel bir bakış açısıyla işlenmiş gıdalar hakkında bilinenlerin doğruluğuna odaklanıyor ve gerçekleri çok samimi ve anlaşılır bir dille, birbirinden ilginç örneklerle anlatıyor.
Hayvanlar Üzerine
New York Times çok satanlar listesine giren ve Türkiye’de çok satan Kütüphanelerin Bilinmeyen Dünyası’nın yazarı Susan Orlean’ın bu kitabında kolektif varlığımıza anlam katan ve onu zenginleştiren türler arasındaki bağlantıları keşfedeceksiniz.
Hayvanlarla nasıl etkileşime girdiğimiz meselesi, çağlar boyunca filozofların, şairlerin ve doğa bilimcilerinin zihnini kurcaladı. Susan Orlean ise altı yaşındayken bir güvercinle ilgili yazıp resimlediği kitaptan beri hayvanların bizimle nasıl yaşadığına ve bize nasıl uyum sağladığına dair her türlü hikâyenin büyüsüne kapıldı. Maceralarını kariyeri boyunca denemeler yazarak sorgulayan Orlean’ın bu kitabında neler yok ki?
New Jersey’de bahçesinde yirmi üç evcil kaplan besleyen bir kadın, İzlanda’nın buzla kaplı sahillerinde serbest kalmamak için direnen bir balina, Fas’taki çalışkan eşekler, gösteri köpeği Biff’in yoğun programı, tavukların popülerliği, kuşların yol bulmadaki ustalıkları, Afganistan’da savaşın ağır şartlarını yüklenen katırlar, Küba’da değer kazanan öküzler… Her bir hikâyeyi okurken hem şaşıracak hem de gezegenimizdeki komşularımıza bir adım daha yaklaşacaksınız.
Özgür Olduklarını Sanıyorlardı
Frankfurt Üniversitesi’nde araştırma profesörü olan Milton Mayer, Kronenberg adındaki küçük bir kasabada yaşadığı sıradaon Alman ve onların 1933-1945 yıllarındaki hayatları üzerine bir çalışma yapar. Mayer bu insanları Nazi yapan şeyin ne olduğunu merak etmiştir vebu kişilerle yaptığı savaş sonrası röportajları temel alan bir kitap yazar. Onlarla Nazilik, Nazi Almanya’sının güç kazanması, kötülüğün kitlesel yükselişi üzerine yaptığı söyleşiler Özgür Olduklarını Sanıyorlardı çalışmasının temelini oluşturmaktadır.
“Nazi denen bu korkunç canavar ruhlu adamı hep görmek istedim. Onunla konuşmak ve onu dinlemek istedim. Onu anlamaya çalışmak istedim. İkimiz de insandık neticede.”
İlk kez 1955’te basılan Özgür Olduklarını Sanıyorlardı, değişimin yavaş bir şekilde kendini hissettirmesini, kötülüğün sessiz yükselişini, ahlaki otoritenin ortadan kalkmasını basit ama açıklayıcı bir şekilde gözler önüne sermektedir.
Dünyayı Değiştiren Sıra Dışı Müslümanlar
Evrim fikrini ilk ortaya atan kişiyi bildiğinizden emin misiniz?
Dünyanın en eski üniversitesini kimin kurduğunu hiç merak ettiniz mi?
Joan of Arc dışında kadın bir komutanın varlığından haberdar mısınız?
Bu sorulara doğru cevapları verebilmek için göz alıcı illüstrasyonlarla süslenmiş bu harika kitabı bir an önce okuyup, unutulmaz Müslüman kahramanların hikâyelerini keşfetmelisiniz!
Yüz Yüze
Bu “görsel günlük” yaşadığımız tuhaf, korkunç ve yeni günleri imgeler yoluyla aktarma isteği ve merakının bir sonucu. Yaşanan anların duygu ve düşüncelerini bireysel bir bakış ve evrensel bir dille yansıtma, anların sihrini grafik bir dille çözme hayalinin bir ürünü.
Ne korkunç günler geldi de geçti! Yüreklerde iyilik, güzellik ve insanlık sevgisi yeşerdikçe bugünler de kuşkusuz gelip geçecek… Belki de insanlığın yeni günleridir doğmakta olan… Yaşlı dünyanın zinde sesidir kalbimizde özlemle çarpan, yeter ki biz “Aramıza hoş geldiniz!” diyen o bilge sese kulak vermeyi bilelim.
Yeni Tüketici
Simonsen ve Rosen şu beş yaygın inanca savaş açıyorlar: Bir markanın bugün ne olduğu geçmişte ne olduğundan daha önemlidir. Sadakati beslemek pazarlamacının günden güne daha çok ilgilenmesi gereken bir konudur. Tüm müşteriler irrasyoneldir. Seçeneklerin sayısını arttırmak insanların satın alma eyleminde bulunmasına mani olabilir. Konumlama pazarlama oyununun en önemli parçasıdır.
Ve diyorlar ki: Tüketiciler geçmişte marka adı, firmayla yaşadığı deneyimler, şişirilmiş fiyatlar, markanın diğer rakip firmaların mesajlarıyla karşılaştırılan reklam mesajı ya da bir pazarlamacının katalogda ya da raflarda göstermeyi tercih edeceği diğer ürünler gibi kriterlere göre karar verirdi. Biz bu sihirli sözlerin gün geçtikçe kıymetini yitireceklerini düşünüyoruz. Zira tüketicinin karar verme sürecinde radikal bir değişim yaşanıyor. Web sitelerini gözden geçirin, akıllı telefonlardan uygulama satın almak, sosyal medya aracılığıyla uzmanlığa ve diğer kaynaklara eşi benzeri görülmemiş bir erişim imkânı...
Kâtip Bartleby: Bir Wall Street Hikâyesi
“Kalabalığını gördüğü, bildiği bir mekânın yalnızlığının tek seyircisiydi o...”
Dünya edebiyatının kült eserlerinden Kâtip Bartleby, bir avukatın Wall Street’teki hukuk bürosuna bir kâtibi işe almasıyla başlar. Bir süre sonra çalışmayı ve hatta yaşamayı reddederek hâkim düzeni ve en sarsılmaz inançları tersyüz eden Bartleby, dünyaya karşı takındığı alışılmadık tavrıyla avukatın elini kolunu bağlar.
Bartleby, bireyin sessiz bırakıldığı ve itaate koşulduğu modern dünyada “yapmamayı tercih ederek” yaşayan sıradan bir kâtibin varoluş nüshasıdır. Sorgusuz sualsiz kabullerin karşısına dikilmiş sessiz bir isyan bayrağıdır. Özgürlüğü yeniden tanımlayan, tuğla duvara bakan bir masanın ardında tarihin başka türlü yazıldığı bir başkaldırı hikâyesidir.
Şansını Kendin Yarat
Bazı insanlar istediklerine kolayca ulaşabilirken bazılarıysa mutsuz, yalnız ve başarısızdır. Bu durumu çoğunlukla şansa bağlarız ve değiştirilemeyeceğini kabul ederiz. Peki biri çıkıp bize şanslı olmanın öğrenilebileceğini söyleseydi?
Şansını Kendin Yarat, okurlarını şans yolculuğuna çıkaracak harika bir kılavuz. Şans nedir, şansınızı artırmak için neler yapabilirsiniz, şanslı kabul ettiğiniz kişiler bu şansa nasıl kavuştu, siz onlar gibi olmak için neler yapabilirsiniz gibi soruların izinden gidip kendi şansınızı keşfedeceksiniz.
Gerçeğin İzinde
Sadece bir tıklamayla hayatınız yerle bir olabilir…
Tek bir gecede her şeyinizi kaybedebilirsiniz.
Jacintha “Jack” Cross, siber güvenlik uzmanı. Eşiyle birlikte büyük şirketlerin dijital açıklarını test ediyorlar. Hem
sistemlere hem de birbirlerine duydukları güven, onları neredeyse kusursuz bir ekip haline getiriyor…
Ta ki sıradan bir görev gecesi, kabusa dönüşene kadar.Jack sabahı kocasının cesediyle karşılayacak, kendi adı ise baş
şüpheli olarak anılacaktır.Polisin hedefinde, hayatı altüst olmuş halde kaçmak zorunda kalan Jack, artık sadece
gerçeği değil, kime güvenebileceğini de sorgulamak zorundadır.
Zaman daralıyor. Her hamle ölümcül. Güçlü bir kadının hayatta kalma savaşı başlıyor.
Gerçeğin İzinde, ilk sayfasından itibaren okuyucuyu yakalayan, temposunu hiç düşürmeyen bir psikolojik gerilim. Ruth
Ware, 7 New York Times çoksatarının yazarı ve 6 milyondan fazla satan kitaplarıyla gerilimin kraliçesi ünvanını bir kez
daha hak ediyor.
Bugünün Normali
Yirminci yüzyılın ortalarında Batı toplumlarında normlar, toplumsal düzenin işleyişinde merkezi bir rol oynamaya başladı. Normallik bireylerin davranışlarını denetleyen bir iktidar mekanizmasına dönüşerek, geleneksel davranış kalıplarına uyum olarak tanımlandı. Ancak bu normatif düzen zamanla, eski sınırlara başkaldıran ve bireyci kendini gerçekleştirmeyi temel alan yeni bir normatif düzene bıraktı yerini. İronik bir biçimde bireycilik ve konformizm karşıtlığı, yeni bir zorunluluk haline geldi.
Bugünün Normali bu yeni normatif düzenin politika, sağlık ve cinsellik gibi alanlarda nasıl tezahür ettiğini derinlemesine inceliyor. Kendini var etmeye dair normların bu yeni, katı mükemmeliyetçiliği yaygın bir öfke, kaygı ve tatminsizliğin habercisi olarak karşımıza çıkıyor. Kitap okuruna günümüzün normalini sorgulamaya ve anlamaya yarayan entelektüel araçları sunarken modern çağda ortaya çıkan “normal” kavramının nasıl şekillendiğini ve bu kavramın tarihsel dönüşümünü inceliyor.
Bilim Devrimcileri
Bilim Devrimcileri tarih boyunca halkın bilim algısını ve bilimin “otorite” olarak rolünü şekillendiren önemli düşünürleri mercek altına alıyor.
Bilimsel bir keşif ne zaman kabul edilen bir gerçeğe dönüştü? Bilimsel gerçekleri inkâr etmek neden kolaylaştı? Ve biz bu konuda neler yapabiliriz? Filozof ve bilim tarihçisi Robert P. Crease, Bilim Devrimcileri’nde bu soruları, bilimsel altyapının kökenlerini ve dünyanın önemli on düşünürünün bilimsel aklı şekillendirmedeki rollerini bir bir tanımlayarak yanıtlıyor.
Bilim Devrimcileri kitabında günümüz politikacıları ve hükümet yetkilileri; bilim insanlarını bilim dışı yorumlarıyla eleştirirken, bu güvensizlik düzeyine nasıl geldiğimizi ve bundan nasıl kurtulabileceğimizi örnekleriyle ortaya koyuyor. Eserde tarih boyunca gözlerini kırpmadan hayatlarını da tehlikeye atarak bilimsel aklı üstün kılmaya çalışan on düşünür ve bilim devrimcisine yer veriliyor. Bilimin cehaletinin ve yanlış kullanımının insan yaşamına ve kültüre yönelik en büyük tehdidi nasıl oluşturduğu inceleniyor.
Bilimi ortak yarar için uygulamanın ne anlama geldiğine ve bilimden bağımsız siyasi eylemin tehlikesine dair güncel ve önemli bir araştırma olan Bilim Devrimcileri, hem mevcut bilim karşıtı söylemin kökenlerini hem de modern dünyanın dağılmasını önlemek için neler yapılabileceğini anlamamıza yardımcı oluyor.
Orta Yaş Krizi: Felsefi Bir Rehber
Asla yaşamayacağınız hayatlarla, kaçan fırsatlarla ve geride kalmış gençlik nostaljisiyle kendinizi nasıl uzlaştırabilirsiniz? Geçmişin başarısızlıklarını, şimdi’yi tüketen işlerdeki anlamsızlık duygusunu ve geleceği karartan ölüm ihtimalini nasıl kabul edebilirsiniz? Fark yaratan bu kendi kendine yardım kitabında Kieran Setiya, yetişkinliğin ve orta yaşın kaçınılmaz zorluklarıyla yüzleşiyor ve felsefenin gelişiminize nasıl yardımcı olabileceğini gösteriyor.
Taşıtlar Çıkartma Kitabı- 2
Yüzlerce aracın içinde heyecanlı bir yolculuğa hazır mısın?
Bu çıkartma kitabı, seni arabaların, motorların, uçakların ve daha birçok taşıtın heyecanlı dünyasına davet ediyor.
Motosikletlerle rüzgârı hissedecek, dev uçaklarla gökyüzüne uçacak, hatta elektrikli arabalarla yolculuk yapacaksın!
Her sayfada yeni bir taşıt keşfedecek, çıkartmalarla kendi renkli dünyanı yaratacaksın.
Hayal gücünü kullanarak çıkartmaları yapıştır ve bu heyecanlı yolculuğun tadını çıkart!
Sevgili aileler; bu kitap, çocukların merakını ve yaratıcılığını desteklemek için özel olarak tasarlanmıştır. Birlikte yapıştırın, birlikte keşfedin!
Mavibent
“Elbette, diye düşünüyorum, parıldayan körfeze efkârla bakarak.
Ezelden beri biliyordum. Dünyanın kalbi mavi.”
Bireysel ıstırabın, aşkın ve ufkun mavi sınırlarında gezinen bir içsel kâşif Maggie Nelson. Bu kitabıyla şiirsel, felsefi, cüretkâr anlatının kilometre taşlarından birini ruhumuzun mavi odalarına bırakıyor.
Mavibent Johann Wolfgang von Goethe, Yves Klein, Leonard Cohen, Joni Mitchell ve Billie Holiday gibi pek çok mavi ruha da misafir olarak melankoli, inanç, alkol, hasretlik ve arzunun arasında yol alıyor. Nelson mavi renge yaşam boyu takıntısının izinde hem bireysel hem de evrensel acıların, matemin ve hüznün haritasını çıkarıyor, orada gizli estetik güzelliğe adım adım, bent bent ulaşıyor.
“Bir renge âşık oldum işte, bahsi geçen renk mavi; büyülenmişim, önce kapılmaya sonra da kurtulmaya çalıştığım bir büyüye tutulmuşum gibi.”
Alemdağ’da Var Bir Yılan
Sait Faik Abasıyanık, Türk edebiyatının en özgün yazarlarından
biri olarak, modern öykücülüğün temel taşların dan birini oluşturur. Onun
edebiyatında, insan ruhunun derinliklerine inen bir sezgi, doğaya duyulan büyük bir
sevgi ve yalıtılmış bireyin dünyasına özgün bir şekilde ışık tutan bir ütopya bulunur.
1954 yılında yayımlanan Alemdağ’da Var Bir Yılan, Abasıyanık’ın sanat hayatında önemli bir dönemeçtir ve yazarın son öykü kitabı olarak onun edebiyat serüvenini taçlandırır.
Bu eser, yalnızca bir öykü kitabı değil; bir düşünce, bir duygu ve bir ruh hâlidir. Abasıyanık, Alemdağ’da Var Bir Yılan ile edebiyatın sadece bir sanat değil, insan ruhunu anlama ve anlamlandırma çabası olduğunu da bir kez daha gözler önüne serer. Her bir satır, okuyucuyu kendi içsel yolculuğuna davet eden bir rehber gibidir. Bu nedenle, bu kitap, sadece Sait Faik’in değil, Türk edebiyatının en değerli hazinelerinden biri olarak yerini alır.
Mutluluk Paradoksu
Mutlu bir yaşam hayali, Platon’dan beri düşünürleri meşgul etmiştir ve modern zamanlarda bu konu, çağımızın en önemli konularından biri haline gelmiştir. Terapistlerin ve guruların yükselişi, mutluluk arayışının kültürümüzde ne kadar yayıldığını ortaya koymaktadır.
Mutluluk Paradoksu, bu modern saplantının nasıl geliştiğini inceliyor. Ziyad Marar, aradığımız ruh halini bulmanın nasıl son derece zor olduğunu ve mutluluğu aramaya ayrılan enerjinin büyük kısmının boşa harcandığını gösteriyor. Yazar, mutluluğun aldatıcı derecede basit bir fikir olduğunu ama her zaman anlaşılması zor olduğunu, çünkü bir paradoksa dayandığını iddia ediyor. Bu paradoks, kuralları çiğneme, macera veya kendini ifade etme arzusu ile toplumun onayını kazanma ihtiyacı arasındaki çatışma.
Psikoloji, felsefe, tarih, popüler romanlar, televizyon ve filmlerden oluşan geniş bir kaynak yelpazesinden yararlanırken özgürlük, onaylanma ya da meşruiyet gibi kavramları sorgulayan Mutluluk Paradoksu, yaşamında anlam arayan herkese daha cesur bir yol öneren bir başucu kitabı!
Tavşancık Maymun’a Karşı ve Felaket Ligi
Tavşancık Maymuna Karşı – 3. Kitap Raflarda! Dünya çocuklarının favorisi Türkiye’de! İngiltere’de 1 milyondan fazla sattı, Amazon ve Waterstones listelerinde zirveye çıktı, Avustralya ve İrlanda’da çok satanlar oldu, Amerika’da yükselişe geçti… Şimdi Türkçede, serinin 3. Kitabı ile çocukları kahkahalara boğmaya geliyor! British Book Awards ve LOLies (Laugh Out Loud) Ödülleri’nden dönen bu eğlenceli çizgi roman,çocukların oylarıyla “En Komik Kitap” seçildi. Üstelik Jamie Smart, “Yılın En Komik İllüstratörü” unvanını aldı!
Bu kitapta neler mi var? Yaramaz Maymun’un kendini “Ormanın Kralı” ilan etmesi, Tavşancık, Minnak, Pinki, Kokuri ve Tilki Tofi’nin absürt maceraları, dondurma canavarları, robotlar, ışın tabancaları, çılgın icatlar ve bitmeyen kahkaha! Bu seri okumayı eğlenceli hale getiriyor, hayal gücünü coşturuyor, mizah anlayışını geliştiriyor, arkadaşlık ve dayanışma
değerlerini kahkaha dolu bir şekilde anlatıyor. Hadi, Tavşancık’ın çılgın dünyasına atlayın! Tavşancık ve Maymun serisi, sadece çocukları değil aileleri de kahkahalara boğuyor. Çocuklar, çocukluğu bırakmayanlar ve çocuklarla birlikte eğlenmek isteyenler bu seriyi kaçırmıyor.
Neksus: Taş Devri’nden Yapay Zekâya Bilgi Ağlarının Kısa Tarihi
Hikâyeler bizi birleştirdi.
Kitaplar düşüncelerimizi ve mitolojilerimizi yaydı.
İnternet bize sonsuz bilgiyi vaat etti.
Algoritma sırlarımızı öğrendi.
Sonra da bizi birbirimize düşman etti.
Peki yapay zekâ neler yapacak?
Son yüz bin yılda biz Sapiensler muazzam bir güce ulaştık. Ancak tüm keşiflerimize, icatlarımıza ve fetihlerimize rağmen bugün kendimizi yine de bir varoluş krizinin içinde bulduk. Dünya ekolojik çöküşün eşiğinde. Siyasi gerginlikler her geçen gün tırmanıyor. Yanlış bilgiler her yerde, her alanda hızla çoğalıyor. Üstelik bizi ortadan kaldırabilecek yeni bir bilgi ağına, yapay zekâ çağına doğru son hızla ilerliyoruz. Başardığımız onca şeye rağmen, kendimize nasıl bu kadar zarar verebiliyoruz?
Neksus insanlık tarihine derinlemesine bir bakış atarak, bilgi akışının bizi bugünlere nasıl getirdiğini tartışıyor. Bizi Taş Devri’nden Kitabı Mukaddes’in kanonlaştırılmasına, matbaanın icadına, kitle iletişim araçlarının gelişimine ve son dönemlerde popülizmin yeniden doğuşuna tanıklık ettiren Harari, bilgiyle gerçek, bürokrasiyle mitoloji, bilgelikle otorite arasındaki karmaşık ilişkiyi sorgulamaya teşvik ediyor. Roma İmparatorluğu, Katolik Kilisesi ve Sovyetler Birliği gibi sistemlerin iyi ya da kötü, hedeflerine ulaşmak için bilgiyi nasıl kullandığını örneklerle inceliyor. Ve insandışı zekânın varlığımızı tehdit ettiği bu dönemde, her şey için çok geç olmadan neler yapabileceğimizi tartışıyor.
Bilgi ne gerçeğin hammaddesi ne de sadece bir silahtır. Neksus yelpazenin bu iki ucu arasındaki umut dolu orta yolu ararken bir yandan biz insanların ortak mirasını yeniden keşfediyor.
Organizasyon Kültürü ve Liderlik
İyi tahmin yeteneğine sahip olanlar, gelecekte oluşacak değişime en hızlı adapte olacak ve başarıyı yakalayacak olanlardır. “Geleceği Şekillendirmek” kitabı, geçmişi bilerek bugünü anlamada ve bunun sonucunda geleceği planlayarak şekillendirmede rol almak isteyenler için hazırlandı.
“Aldığımız kararlar ve gerçekleştirdiğimiz uygulamalar geleceğin belirlenmesine katkıda bulunur.”