“Düşlenemez Diyarların Yolcuları: Demans, Bakım Verenler ve İnsan Beyni Hikâyeleri” sepetinize eklendi. Sepeti görüntüle
İlginizi çekebilir…
Juniper Mae – Tikotek Şehrinin Şövalyesi
200.00₺
Dört bir yanı gür ormanlarla çevrili dev teknoloji şehri Tikotek’e hoş geldiniz.
Hayal bile edilemeyecek teknolojilerle tasarlanmış bu ışıl ışıl şehirde tüm halk huzur ve güven içinde yaşıyordu. Ta ki günbegün artan elektrik kesintileri ortaya çıkana kadar! Şehrin tamamen karanlığa gömülmesini önleyebilecek tek şey, küçük bir mucitti… Juniper Mae.
Bugüne dek odasına kurduğu laboratuvarında jet motorlu sırt çantaları, ısıtıcılı çoraplar, havada süzülen akvaryumlar icat etmekle yetinen utangaç Juniper, şimdi korkularını yenip sinsi güçlerin oyununu bozacak icatlar yapmak ve onlara karşı duracak cesareti bulmak zorunda. Bakalım çok sevdiği efsanevi Muhafız Şövalyeler ve orman halkı tama-tamalar ona ne kadar yardım edecek?
Juniper Mae, bilim ve icatlara meraklı tüm çocuklara şahane çizimler eşliğinde fantastik bir macera sunuyor. Onu takip edin, size anlatacakları var!
BBC Blue Peter Kitap Kulübü Seçkisinde
KATILIMCI DEMOKRASİ
325.00₺
1960’ların Yeni Sol’u tarafından popülerleştirilen kavramın mirasına ithafen yayımlanan Katılımcı Demokrasi, aradan geçen zaman perspektifinde demokrasinin demokratikleşmesi tartışmalarına müdahil olan görüşleri yeniden sorguluyor ve vatandaşların demokrasiye katılımı üzerine vurgusuyla hem tarihi hem de çağdaş anlamda konu üzerine yazılmış en iyi makaleleri bir araya getiriyor.
Kitabın editörleri Dimitrios Roussopoulos’la C. George Benello dışında George Woodcock, Murray Bookchin, Don Calhoun, Stewart Perry, Rosabeth Moss Kanter, James Gillespie, Gerry Hunnius, John McEwan, Arthur Chickering, Christian Bay, Martin Oppenheimer, Colin Ward, Sergio Baierle, Anne Latendresse, Bartha Rodin ve CLR James gibi yazarların makalelerini içeren bu çalışma, Porto Alegre ve Montreal modelleriyle birlikte yeni kentsel ekoloji ve doğrudan demokrasi tartışmalarını da ele alıyor.
Radley Ailesi
280.00₺
AİLELER.
BAZEN KANINIZI KURUTUR.
Peter çok çalışan bir doktor, Helen hafif mesafeli ama sorumlu bir eş, çocukları Rowan ve Clara ise ergenlikle cebelleşiyor. Radley Ailesi’nin sakin İngiliz banliyölerindeki diğer ailelerden pek bir farkı yok... Şey hariç: kendilerini inkâr etme becerileri.
Radley Ailesi’nin hayatı altüst olmak üzere. Bir partiden dönerken saldırıya uğrayan Clara, kardeşi Rowan ile birlikte yıllardır uyuyamamalarının, salata yerken boğulacak gibi olmalarının ve dışarıya ancak 60 faktörlü̈ güneş kremi boca ederek çıkabilmelerinin ardındaki gerçeği nihayet keşfedecek. Ailenin başına bela açmaktan sorumlu Will Amcalarının çıkagelmesiyle, onları garip bulan kasaba halkına bu kez polisler de eklenecek. Peki kendini inkârdan kurtulmak seni gerçekten özgürleştirir mi yoksa karakola mı götürür?
Matt Haig, bu kez mizah ve gerilimi harmanlayarak aile sırları nereye kadar sır olarak kalabilir sorusunu kurcalıyor.
“Karşı koyulmaz… zekice şaşırtmacalar ve kara mizahla dolu… Radley Ailesi keyifli ve taptaze.” –ASSOCIATED PRESS
“İnce bir mizahla örülü̈, bu capcanlı aile destanı büyük bir ustalıkla kotarılmış.” –GUARDIAN
“Hayat dolu bir komedi.” –INDEPENDENT
“Kanlı canlı, enfes bir eğlence.” –SFX MAGAZINE
İNSANLIĞI YENİDEN BÜYÜLEMEK
325.00₺
İnsanlar bu gezegenin ‘kanseri’ midir? Yeryüzünün ve tüm canlı türlerinin varlığını tehdit eden, evrimdeki korkunç bir anomali durumunu mu oluştururlar?
Bu sorular, insan ruhuna – akıl ve yenilik yaratma yetilerine – modern çağda neredeyse eşi benzeri görülmemiş büyüklükte bir hakaret anlamına gelir. Bunlara yönelik anti-hümanist tepki ise on sekizinci yüzyıl aydınlanmasının geliştirdiği ve on dokuzuncu yüzyıldaki çeşitli sosyalizmlerin beslediği akıl, laiklik, bilim ve insanın evrenselliğine yönelik vurgunun yerini alan narsisist bir mistisizm, mizantropi ve toplumsal dingincilik ortaya koyar.
Ömrü boyunca radikal ve öncü bir çevreci olan Murray Bookchin, bu sorulara ses getiren bir cevap vermişti, ‘Hayır!’ Anti-hümanizmin çeşitli biçimlerine yönelik çoğu zaman nükteli ve amansız eleştiriler içeren araştırmasında Bookchin, bizi kuşatan sorunların toplumsal irrasyonalizmden kaynaklandığını ve bu sorunların mistisizm ve dinginciliğe geri çekilmekle değil, yalnızca akıl ve hayal gücü ile çözülebileceğini ileri sürmektedir. Bookchin meselenin bizlerin fazlasıyla insan, akılcı ve medeni olmamızla değil, bilakis yeterince insan, akılcı ve medeni olmayışımızla ilgili olduğu hususunda uyarmaktadır. Derin ekolojistlerin, sosyobiyologların, Malthusçuların, ‘Gaiacıların’ ve çoğu postmodernistin biyolojist ve indirgemeci düşüncelerine kışkırtıcı bir biçimde meydan okuyan bu heyecanlı kitapta Bookchin, aydınlanmacı hümanizm adını verdiği şeyi önermektedir – zamanımıza sinen ve bizi zayıflatan cesaret eksikliğine karşı düşünce, umut ve yenilenmeye yönelik bir mesaj.
Celladın Kara Çuvalını Ören Ot (Flavia de Luce Polisiyesi 2)
270.00₺
FLAVIA DE LUCE. AMATÖR DEDEKTİF. ZEHİR USTASI. ON BİR YAŞINDA. VE DE YENİDEN İŞ BAŞINDA.
İlk dedektiflik macerasının (ve su götürmez başarısının) ardından Flavia şahsi kimya laboratuvarı, zehirli karışımları ve ablalarından kurtulma planlarıyla dolu sıradan hayatına geri döner. Bishop’s Lacey’de her şey yolundadır, yani hayat pek sıkıcıdır. Ta ki ülkece sevilen kuklacı Rupert Porson bir gün bu köhne kasabaya uğrayana ve elektrik kaçağıyla talihsiz bir karşılaşma yaşayana kadar. Polisin soruşturmasına güven olmayacağını tecrübeyle bilen Flavia, ipleri bir kere daha eline alır ve kendi sorularını sormaya başlar.
Darağacı Korusu’nda yaşayan deli kadın anlattığından fazlasını mı biliyor? Porson’ın güzelliği (ve dengesizliği) dillere destan asistanının sakladığı ne? Deliller aksini söylerken, müfettişler bunun bir cinayet olduğunu kabul etmemekte neden bu kadar ısrarcı?
Tüm ipuçları yıllar önce unutulmuş bir başka şüpheli ölüme işaret ediyor. Flavia bu iki gizemi de çözmeye kararlı… hem de uyku saatinden önce.
“Flavia sizi büyüleyecek.” –NEW YORK TIMES
KENTSİZ KENTLEŞME
412.00₺
Bugün, insan ilişkilerinin ayrışmaya başladığı bir dünyada yaşıyoruz. Akıl bedenin, düşünce maddenin, birey topluluğun, kent kuşaklan kentlerin, kentler kırsal kesimin, insanlık ise 'vahşi ve yola getirilmesi güç' olarak görülen doğanın karşısında yer alıyor. Böylesi 'yoksun' bir noktaya evirilmemizde en büyük pay sahibi olan ulus-devlet ise artık totaliter bir karaktere bürünmüş durumda. Politika, kentsel ve katılımcı özünden kopartılıp 'devlet'e indirgenmiş, yurttaşlar vergi mükellefi birer 'seçmen'e dönüştürülerek etkisizleştirilmiştir. Toplumsal sorunlarda söz sahibi olan bir zamanların aktif yurttaşı, giderek eylemsizleşmiş, düşünsel becerileri azalmış, umursamazlığı artmış; bütün etkinliğini alışveriş, moda, dış görünüş ve kariyer gibi alanlarda göstermeye başlamıştır. Ne devletin ne de onun doğrudan uzantısı olan politik partilerin halkla 'doğrudan' bağı vardır artık. Demokrasi kavramının doğuşu ve gelişimine sahne olan kentler, ulus-devletin yarattığı 'kentleşme' denen süreçte homojen, mekanik ve kâr hırsının her şeyin önüne geçtiği bir pazar haline gelmiştir. Halk kültürü sentetikleşmiş; insan ilişkilerinde evlilik bir 'yatırım'a, çocuk yetiştirme 'iş'e, hayat bir 'bilanço'ya, idealler 'satın alınabilir şeyler'e, yerleşimler ise 'işletme'ye dönüşmüştür.
Doğal hayatı ve insani toplulukları yok ederek ulus-devleti güçlendiren kentleşme anlayışlarına karşı bir yerel yönetim programını tartışmaya açıyor. Yerel yönetim kurumlarını birbirleriyle uyum içinde çalışabilecek biçimde yeniden yapılandırmaktan; insan ilişkilerinde dayanışmayı içeren yaratıcılıktan; ulus-devletin yerine politik açıdan konfederasyon sistemine dayanan yerel yönetimlerden; insanlık ile doğa arasında katılımcı, hiyerarşik olmayan yeni bir ilişki kurmaktan; kentin yeni bir tür etik birlik, bireyin insani bir ölçek içinde güçlendirildiği, katılımcı ve ekolojik bir karar sistemi ile yurttaşlık kültürünün tek kaynağı olarak yeniden kurgulanmasmdan... söz ediyor.