100 Olgu Klinik Yaklaşım

1,051.00
Boyut: 16 X 24 Sayfa Sayısı: 272 Basım: 1 ISBN No: 9786054414789

Kaygının Ötesi: Merak, Yaratıcılık ve Hayatın Amacını Bulmak

337.00
NEW YORK TIMES Çoksatanı AMAZON 2025’in En İyi Kitapları Seçkisi “Kaygıya karşı somut çözümler sunarken, hepimize umut ve o çok özlediğimiz heyecan duygusunu aşılıyor.” – ELIZABETH GILBERT Kaygının bireysel bir problem olmaktan çıkıp toplumsal soruna dönüştüğü bir dönemden geçiyoruz: Bir kaygı salgını. Çoğu kez onu mantıkla bastırmaya çalışsak da bir şeyler bizi tekrar aynı dehlize çekmeyi başarıyor. Martha Beck pek çok dile çevrilen ve büyük övgü toplayan Kaygının Ötesi’nde onu bastırmaya çalışmak yerine daha huzurlu, daha anlamlı bir hayata açılan kapıya dönüştürmenin mümkün olduğunu gösteriyor.
  • Nörobilim ve psikoloji, kaygı hissettiğimizde zihnimizde olan biteni nasıl açıklıyor?
  • Neden farkında olmadan kaygı sarmalını tetikliyoruz ve bunu nasıl durdurabiliriz?
  • Kaygı sosyal olarak nasıl bulaşır ve onu beslememek için neler yapabiliriz?
  • İçsel yaratıcılığı uyandırarak kaygını nasıl merak, bağ kurma ve zihinsel netlik kaynağına dönüştürebiliriz?
Beck, önce beynimizin “kaygı sarmalına” hapsolma eğiliminde olduğunu ve bu sarmalın endişeyi sonsuza doğru uzatabilen bir geribesleme döngüsü olduğunu ortaya koyuyor; ardından kendimizi bu sarmaldan kurtarmak üzere sinir sistemimizin yaratıcılıkla ilgili bölümlerini harekete geçirmemiz için basit ve uygulanabilir öneriler getiriyor. Kaygının Ötesi, zihninizi sakinleştirip dikkatinizi yeniden toplamaya ihtiyaç duyduğunuzda, elinizin altında olmasını isteyeceğiniz bir rehber, kaygının üstesinden gelmeye uzanan yeni bir yol. “Bize daha cesur ve daha sağlam bağlar kurabilen hayatlara giden yolu gösterdiği için Martha’ya minnettarım.” –RICHARD SCHWARTZ

Dünyaya Çocuk Getirmek Ne Anlama Gelir?

392.00
Hepimiz kulağa çok sıradanmış gibi gelen, “Çocuk sahibi olmak istiyor musun?” sorusunu defalarca kez duymuşuzdur. Mara van der Lugt insan varoluşunun en derin meselelerinden birinin gizlendiği bu soru üzerine süregelen suskunluğu bozarak cesur bir düşünsel yolculuğa çıkarıyor bizi. Bir çocuk yaratmak ne demektir? Dünyaya bir çocuk getirme kararı çoğalma güdüsü ve yerleşik toplumsal kabullerle izah edilecek kadar önemsiz mi? Kendisine danışamayacağımız bir varlık adına hayatın yaşanmaya değer olduğuna karar vermeye hakkımız var mı? Mara van der Lugt felsefeden teolojiye, etik tartışmalardan edebiyata ve günümüz popüler kültürüne uzanan geniş bir alanda, çocuk sahibi olma arzusunun temelini sarsacak bir düşünme alanı açıyor.

Zamanın Ruhu Nostalji : Popülizm, Çalışma ve “İyi Yaşam” Üzerine

206.00
Savaş sonrası kuşakların çalışma üzerine kurduğu toplumsal düzen çökerken, “kontrolü geri alma” ya da ulusları “yeniden büyük yapma” gibi popülist vaatlerin somutlaştığı, ülkelerin içlerine kapanmaya başladığı bir dönemden geçiyoruz. Ekonomik krizlerin baskısı altında, nostalji Batı toplumlarının kültürel “zeitgeist”ına dönüştü. Bu popülist nostalji söylemleri bir yanıyla da, güvenceli istihdam ve kitlesel tüketim üzerine kurulmuş eski toplum modelinin yıkılışına yakılan bir tür kolektif ağıt sanki. Zamanın Ruhu Nostalji, bugünün nostalji kültürüne doğru çıkılan, sınırları belirsiz bir keşif yolculuğu. Sosyal teorilere ve toplumsal gözlemlere dayandığı kadar kişisel deneyimlerden, karşılaşmalardan ve güncel araştırmalardan da besleniyor. Bilimsel literatürle popüler kültürü tek potada eritmeye gayret eden bu eser, hem akademik meraka sahip okurlara hem de çağımızın ruhunu anlamaya çalışan geniş kitlelere yeni bir tartışma alanı sunuyor.

Kutsal Otu Örmek

541.00
Potawatomi halkının bir üyesi olarak bitkilerin ve hayvanların en eski öğretmenlerimiz olduğuna inanan, aynı zamanda doğaya bilimin merceğinden bakan bir botanikçi olan Robin Wall Kimmerer, bu iki bakış açısını ustalıkla bir araya getirerek okuru bilimsel olduğu kadar efsunlu, kutsal olduğu kadar tarihsel, akılcı olduğu kadar bilge bir yolculuğa çıkarıyor. Kendi yaşam deneyimlerinden yola çıkan Kimmerer; beş yıla yakın bir süre boyunca New York Times çoksatanlar listesinde kalan bu kitabında, Kaplumbağa Adası’nın yaratılışından bugünkü ekolojik tehditlere uzanan zengin düşünce örgüsüyle, temel bir gerçeğin etrafında dolaşıyor: Daha geniş bir ekolojik farkındalığa uyanmak ancak yaşayan dünyanın geri kalanıyla karşılıklı ilişkimizi kabul edip kutlamakla mümkün. Çünkü ancak diğer varlıkların dillerini duymayı öğrendiğimizde yeryüzünün cömertliğini anlayabilir ve armağanlarımızı karşılık olarak sunmayı öğrenebiliriz. Robin Wall Kimmerer olağanüstü bir kitap yazmış. Bilimin olgusal ve objektif yaklaşımının, yerli halkların kadim bilgeliğiyle nasıl zenginleşebileceğini gösteriyor. Güzellikleri o kadar iyi anlatıyor ki… Boylu mazıların, yabani çileklerin, yağmur altındaki ormanların ve mis kokulu kutsal ot çayırlarının manzaraları, kitabı bitirdikten çok sonra bile gözünüzün önünden gitmiyor. Jane Goodall

Düşlenemez Diyarların Yolcuları: Demans, Bakım Verenler ve İnsan Beyni Hikâyeleri

296.00
ZİHNİN SINIRLARINDA, SEVGİNİN VE SABRIN BİRLİKTE YÜRÜDÜĞÜ BİR YOLCULUK. Klinik psikolog Dasha Kiper, Alzheimer ve diğer demans türleriyle yaşayan insanlara ve onlara bakım verenlere yıllarını adadı. Deneyimlerinden yola çıkarak Düşlenemez Diyarların Yolcuları’nda “kusursuz bakım veren” mitini sarsıyor ve demansın yalnızca hastayı değil, bakım vereni de dönüştüren bir hastalık olduğunu gösteriyor. Eşinin bir yabancı olduğuna inanan bir adam, hayali arkadaşlıklar kuran bir kadın, annesinin geçmiş travmalarının ağırlığı altında ezilen bir oğul… Kiper yargısız ve derin empatiyle anlattığı bu vakalarda, demansın nasıl sessizce ilişkilerin kalbine sızabildiğini, bakım verenlerin de tıpkı hastalar gibi yolunu kaybedebildiğini gözler önüne seriyor. Düşlenemez Diyarların Yolcuları, hem hastalığa hem insan doğasına dair algımızı derinden sarsan, şefkat dolu bir keşif: Kimi zaman kalp kırıcı, kimi zaman umut verici ama her sayfasında insan kalabilmenin anlamını sorgulatan ve demansın zihinsel labirentinde pusula olan bir kitap. “Etkileyici, ikna edici ve unutulmaz… Hastalığın açığa çıkardığı insanlık hallerini büyüleyici bir dille anlatıyor.” –DAVID EAGLEMAN “Bu kitap, demansla yaşayanlara ve onlara bakım verenlere bakışımızı sonsuza dek değiştiriyor.” –LORI GOTTLIEB 
NEW YORK TIMES YILIN EN İYİLERİ EDİTÖR SEÇKİSİ

Beklenti Etkisi: Düşünce Biçimimiz Zihnimizi Nasıl Değiştirir?

307.00
“Zihin kendi başına bir mekândır; kendi içinde cenneti cehennem kılar, cehennemi cennet.” – JOHN MILTON BBC Radio4, Sunday Times, Waterstones ve Financial Times Yılın Kitabı seçkilerinde Plasebo etkisini ve sahte hapların iyileşmeyi nasıl hızlandırabildiğini duymuşsunuzdur. Peki sahte kalp ameliyatlarının, gerçek stent yerleştirme işlemleri kadar etkili olabildiğini biliyor muydunuz? Ya da yemeğe karşı olumlu bir tutum benimsemenin kilo vermeye yardımcı olduğunu, şans kolyesinin bir sporcunun performansını gerçekten artırabildiğini. İşte bunlar hep beklenti etkisinin marifetleri: Ne hissettiğimiz ve düşündüğümüz, neyi deneyimlediğimizi belirler; bu da hissettiklerimizi ve düşündüklerimizi etkiler… sonsuz bir döngü içinde böylece devam eder. Nörobilimle anlatıyı harmanlayan David Robson, bizleri beklenti etkisinin muazzam gücünü fark etmeye, daha uzun, zinde ve mutlu bir yaşam sürmek için bu gücü kendi yararımıza kullanmaya davet ediyor. Stresin yararlı olduğuna inanan insanların baskı altında daha yaratıcı hale geldiğine şahit oluyor, yaşlanmayı bilgelikle ilişkilendirmenin hayatımıza yedi yıldan fazla bir süre ekleyebileceğini öğreniyoruz. İnsan gördüğüne inanır derler ancak Robson defalarca bunun tersinin daha doğru olduğunu kanıtlıyor: İnanmak görmektir. Zihniniz mucizeler yaratamaz. Sadece üst üste duran para tomarları hayal ederek zengin olamaz ya da pozitif görselleştirmelerle ölümcül bir hastalığı iyileştiremezsiniz. Ancak beklentileriniz ve inanışlarınız, hayatınızı pek çok şaşırtıcı ve güçlü şekilde etkileyebilir, ki zaten halihazırda etkiliyor. Eğer bu etkileri kendi yararınıza nasıl kullanacağınızı öğrenmek istiyorsanız lütfen okumaya devam edin. “Yalnızca aydınlatıcı değil, gerçekten işe de yarıyor, üstelik bilimsel kanıtlara dayanıyor.” 
– Claudia Hammond “Bilimsel temellere dayanan ve zihin açıcı önerilerle dolu Beklenti Etkisi, ufkunuzu genişletecek, hatta belki de ömrünüzü uzatacak.” –Daniel Pink

Nasıl Avukat Olunur?

250.00
Avukat Şule Ünlü Doğan, hukukun ve psikolojinin kesişim noktasından seslenen bu kitabında avukatlık mesleğini bir kariyerden çok daha fazlası olarak ele alıyor. Adalet duygusunun insan benliğinde ve toplum düzeninde oynadığı rolü inceleyerek bir avukatın kimliği ile toplum arasındaki karmaşık ilişkiye ışık tutuyor. Okurlarını hukuk fakültelerinde öğretilen prosedürlerin ötesine davet etmekle kalmıyor, mesleğin insani boyutlarına dair bir keşif turuna çıkarıyor. Kendi mesleki yolculuğundan ve davalarından hareketle avukatlığın sadece yasaları uygulamak değil aynı zamanda toplumun vicdanına ayna tutmak anlamına geldiğini gösteriyor. Hukuk mekanizmasının aksaklıklarından bireysel meslek deneyimlerine, toplumsal adalet arayışından mesleki deformasyonla baş etme yollarına kadar pek çok konuyu ele alıyor. Avukatlık mesleğinin değişen dünyada nasıl değişiklikler gösterdiğini de sorgulayan bu kitap, meslektaşlarına yeni yollar keşfetmeleri için bir rehber, adalete gönül veren herkes içinse derin bir ilham kaynağı niteliğinde.

İlahi Kudret

292.00
“Parlak, sürükleyici, acımasızca dürüst.” –Margaret Atwood Tarihte olduğu gibi mitolojide de merkezdeki figürler, çoğu kez erkekler. Olympos’un zirvesinden Troya’nın kapılarına dek anlatılan destanlarda karar veren, savaşan, fetheden hep onlar. Kadınlar ise ya kıskanç ve intikamcı tanrıçalar rolünde ya da bir erkeğin kaderini değiştiren güzellik sembolleri. Hal böyle olunca, Athena’nın zekâsı yalnızca babasının kafasından çıkmasıyla anılır, Demeter’in yasına mevsimler bahane edilir, Persephone’nin zorla yeraltına götürülmesi ise romantik bir evliliğe dönüştürülür. Peki ya mesela bu kadar basit değilse? Yazar ve araştırmacı Natalie Haynes, İlahi Kudret’te mitolojinin gölgede bırakılmış tanrıçalarını merkeze alıp, insanlık tarihinde –ve popüler kültürdeki güç, beden, arzu ve adalet anlatılarında– nasıl bir rol oynadıklarını sorgulayarak mitlere yeni bir yön veriyor. Aphrodite’den Hera’ya, Artemis’ten Hestia’ya dek birçok güçlü tanrıçayı yeniden ele alan Haynes, onların öfkesini, iradesini, zaaflarını ve hakikatlerini özgün, akıcı ve kimi zaman da mizahi bir dille gözler önüne seriyor, bildiğimizi sandığımız efsaneleri baştan sona yeniden düşünmeye davet ediyor. “Haynes’in rahat ve mizahi üslubu, hem Yunan mitolojisine hâkim okurları sayfalar boyunca sürüklemeyi başarıyor hem de bu kadim öyküleri yeni kuşaklar için ulaşılabilir kılıyor.” –Publishers Weekly “Natalie Haynes zarif bir anlatıcı olduğu kadar son derece donanımlı bir rehber de. Engin bilgisini okura asla yük gibi hissettirmiyor; aksine, klasikleri büyük bir ustalıkla günümüze taşıyor.” –Kate Atkinson

SAP2000 İLE YAPI DİNAMİĞİ PROBLEMLERİ

895.00
“SAP2000 ile Yapı Dinamiği Problemleri” kitabı çıktı! Dinamik yükler altındaki yapı sistemlerinin analizine dair kapsamlı bir rehber arıyorsanız, doğru yerdesiniz. Harmonik hareketten deprem yüklerine, hatta patlama kaynaklı darbe etkilerine kadar geniş bir yelpazede; SAP2000 analiz programını kullanarak yapı sistemlerini nasıl modelleyeceğinizi adım adım öğreneceksiniz. 📘 Bu kitapta neler bulacaksınız? Sade anlatımı ve güçlü teorik altyapısıyla yapı dinamiğinin temel ilkelerini en anlaşılır şekilde öğreneceksiniz. SAP2000 analiz programının kullanımını örnekler eşliğinde adım adım uygulayacaksınız. Tek ve çok serbestlik dereceli sistemlerin modellenmesini tüm detaylarıyla göreceksiniz. Modal analiz, tepki spektrumu ve zaman tanım alanında adım adım integrasyon analizlerini uygulamalı olarak göreceksiniz. Tepki spektrumu analizinde CQC (Tam Karesel Birleştirme) ve SRSS (Karelerinin Toplamının Karekökü) yöntemlerinin hangi sistemlerde kullanılacağını öğreneceksiniz. Adım-adım integrasyon analizinde Newmark ve Wilson-θ yöntemlerini uygulamalı olarak analiz edeceksiniz. Ayrıca, Rayleigh sönümünün kullanımını göreceksiniz. TBDY-2018’deki mod birleştirme ve mod toplama yöntemlerini karşılaştırmalı olarak anlayacaksınız. Basit modellemelerden başlayarak gerçek sistem modellemelerine geçişle sahadaki zorluklara pratik çözümler geliştireceksiniz.

Yatağın İki Ucu

200.00
“Yatak odasında başlayan sessizlik, bazen bir ömrü sarar …” Cinsellik, bir ilişkinin en mahrem, en dürüst aynasıdır. Ama ne yazık ki çoğumuz o aynaya bakmaktan çekiniriz. En çok da sevdiklerimize… Aynı yatağı paylaştığımız insanlara… Yıllardır süren evliliklerde bile konuşulamayan, utanılan, bastırılan dile dökülmeyen sorularla yaşıyoruz. Birbirini seven ama artık duymayan, dokunan ama hissetmeyen, aynı yastıkta ama farklı dünyalarda olan çiftlerin sessizliğinde çoğumuz kendimizi buluyoruz. İşte bu kitap, o sessizliği duyan ve “Acaba sadece biz mi böyleyiz?” diyen herkes için yazıldı. İlişki ve aile danışmanı İrem Bir, yıllar boyunca kendisine çekinilerek sorulan 100’den fazla cinsellik sorusunu cesurca, sıcaklıkla ve samimiyetle yanıtlıyor. Hiçbir soruyu küçümsemeden, hiçbir duyguyu yok saymadan…Yatağın İki Ucu, sadece cinselliği değil; uzaklaşmayı, yakınlaşmayı, susmayı, gülmeyi arzu etmeyi kaybetmeyi ve yeniden denemeyi de konuşuyor.Bu Kitapta, belki de kendinize bile sormaya çekindiğiniz bir soruya cevap bulacaksınız. Belki de yalnız olmadığınızı fark edip derin bir “oh” çekeceksiniz. Çünkü her sorunun ardında bir arayış vardır. Ve bazen en büyük aydınlık, birlikte susmanın değil, birlikte konuşmanın ardından gelir. Bu kitap, ilişkinizdeki sessizliğe bir ses olsun diye burada.

Bizler Yarının Türkleriyiz

313.00
1980’lerde Almanya’da bir hayalet dolaşıyordu — punk kültürünün hayaleti. Synth melodileri sokakları dolduruyor, yırtık boru paça kotlar, alaycı sloganlı tişörtler ve asi bedenler kentlere yavaş yavaş sirayet ediyordu. Fakat mesele ne müzikle ne modayla sınırlıydı. Geçmişinde sıkı sıkı tutunmaya çalışan bu ülkedeki bir avuç genç müzisyen, sanatçı ve göçmen işçi çocuğu, Almanya’nın ruhuna inceden inceye müdahale ediyordu. Resmi tarihin bastırmaya çalıştığı bu sesler, ülkenin geçmişine ve dönüşebileceği şeye dair köklü tartışmalar başlatıyordu. Ulrich Gutmair Bizler Yarının Türkleriyiz’de standartlaştırma baskısına, toplumsal dayatmalara direnmek adına son derece üretken bir olumsuzlama yöntemini benimseyen punk kültürünü ve dönemin Almanya’sında bu ülkede yaşayan misafir işçilerin ve onların Almanya’da doğan çocuklarının üstlendiği görünmez ama hayati rolü son derece çarpıcı detaylarla anlatıyor. Bizler Yarının Türkleriyiz, sadece punk kültürünün değil, bir toplumun belleğinde patlayan gecikmiş bir bombanın hikâyesi. Müzik, edebiyat ve kimlikler üzerinden yürütülen bu sessiz devrim, Almanca konuşulan coğrafyanın tarihine kazındı. Punk sadece bir müzik türü değil, baskıya, ataerkil düzene, her türden kimliğe ve geçmişin inkârına karşı yaratıcı, radikal ve saldırgan bir cevaptı. Ve o cevap hâlâ kulaklarımızda çınlıyor.