Nietzsche Banliyöde

436.00
“Felsefe! Felsefeye ihtiyacımız var! Nietzsche gibi filozoflar olmalıyız biz de. Banliyönün filozofları! Wokingham filozofları! Thames Vadisi filozofları! Her şeyi ama her şeyi sorgulamalıyız. Hiçbir şeyi rahat bırakmamalıyız. Taşları yuvarlamalıyız; kendi taşlarımızı! Kendi bedenlerimizde yeniden doğmak için!” Lars Iyer felsefeyi dünyayla, hayatla ve kendileriyle baş etmenin bir aracı olarak gören bir grup öğrenciyle Nietzsche’yi, kendine özgü romancılık üslubuyla banliyödeki sıradan bir lisede buluşturuyor. Bu romanda karakterler dönüşmüyor; düşünüyor, takılıyor, tekrar ediyor. Betimlemelerin yerini fikirler, sahnelerin yerini konuşmalar, anlatının yeriniyse sürekli geri dönen bir varoluş sorusu alıyor. Iyer ironiyi felsefeyle, gündelik hayatı entelektüel gerilimle ustalıkla kaynaştırırken erken yaşta düşünmenin yarattığı o tuhaf sıkışmayı görünür kılıyor: fazla bilinç, fazla ironi, fazla farkındalık. Nietzsche’nin bir rehberden çok soruları çoğaltan, kesinlikleri dağıtan bir eşlikçi olarak rol aldığı bu roman, anlamın çöktüğü bir dünyada düşünmeye devam etmenin bir erdem değil, neredeyse kaçınılmaz bir talihsizlik olduğunu öne sürüyor. Teselli vaat etmeden, çözüm önermeden, okurunu rahatlatmadan ısrarla soruyor: Anlamın kalmadığı bir dünyada düşünmeye neden ve nasıl devam edeceğiz?

İlk Hikâye

219.00
Kararını veriyor Tekla. Geri dönüşü olmayan şeyler yapacağını biliyor. Onu sevinçten ve korkudan ürperten, hikâyesinin işaret fişeğini yakacak bir kararın gizli hazırlıkları var aklında: Onu Hıristiyan tarihinin ilk mucizesi yapacak bir karar. Şu anda kendinden korkuyor. Kendini tanıyamıyor, heyecan verici buluyor. Kendi kendine konuşurken kafasının içinde “Hadi, hadi, hadi,” diyen kim, “Hayır, hayır, hayır,” diyen kim, öteki kim, o kim, artık bilemiyor. İsa’dan sonra birinci yüzyıl… Roma İmparatorluğu’nda yaşayan genç ve varlıklı genç kadın Tekla’nın hayatı ve tüm inançları, Tarsuslu Pavlus’un etkileyici vaazlarıyla sarsılır. Nişanını bozar, duyduklarının peşinden gitmeye karar verir ve bekâretini bir itaat biçimi değil, açık bir direniş olarak sahiplenir. Çıktığı yolda başına türlü eziyetler gelir; yakılmaktan mucizevi biçimde kurtulur, arenada vahşi hayvanların arasına atılır ama hayatta kalır. Tüm tehditlere rağmen kendi kendini vaftiz eder. Bu cesur adımlarıyla kadınlar için bir umut ve başkaldırı sembolüne dönüşür. Ancak bu özgürlük çağrısı, henüz bebek adımlarıyla yürüyen Kilise için büyük bir sorundur. Dini otoriteler ve cemaat liderleri, Tekla’yı susturmak için harekete geçer. Bazı tarihçilere göre yazılı olarak dolaşıma girmiş ilk Hıristiyan anlatısı olan bu hikâye, yüzyıllar boyunca görmezden gelinen güçlü bir kadının öyküsünü gün ışığına çıkarıyor. Frédéric Gros, bu etkileyici romanında inanç, beden, özgürlük ve itaat üzerine zamansız sorular soruyor.

Dünyaya Çocuk Getirmek Ne Anlama Gelir?

392.00
Hepimiz kulağa çok sıradanmış gibi gelen, “Çocuk sahibi olmak istiyor musun?” sorusunu defalarca kez duymuşuzdur. Mara van der Lugt insan varoluşunun en derin meselelerinden birinin gizlendiği bu soru üzerine süregelen suskunluğu bozarak cesur bir düşünsel yolculuğa çıkarıyor bizi. Bir çocuk yaratmak ne demektir? Dünyaya bir çocuk getirme kararı çoğalma güdüsü ve yerleşik toplumsal kabullerle izah edilecek kadar önemsiz mi? Kendisine danışamayacağımız bir varlık adına hayatın yaşanmaya değer olduğuna karar vermeye hakkımız var mı? Mara van der Lugt felsefeden teolojiye, etik tartışmalardan edebiyata ve günümüz popüler kültürüne uzanan geniş bir alanda, çocuk sahibi olma arzusunun temelini sarsacak bir düşünme alanı açıyor.

Atmacanın A’sı

309.00

ULUSAL KİTAP ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ FİNALİSTİ

KIRKUS PRIZE KURGU DIŞI FİNALİSTİ

ANDREW CARNEGIE MADALYASI KURGU DIŞI FİNALİSTİ

COSTA YILIN KİTABI ÖDÜLÜ

SAMUEL JOHNSON ÖDÜLÜ

NEW YORK TIMES 21. YÜZYILIN EN İYİ 100 KİTANI SEÇKİSİ

Babası aniden öldüğünde, Helen Macdonald ondan beklendiği şekilde yas tutmayı reddeder. Her şeyi kenara bırakıp kurtuluşu kimsenin düşünmeyeceği bir yerde aramaya karar verir: Vahşi bir atmaca alıp onu ehlileştirmek.

Adını Mabel koyar.

Asla tamamen ehlileştirilemeyecek, safi içgüdüden ibaret bu yırtıcı kuşun mizacı aslında Helen'ın duygularının aynasıdır. Acının ve vahşiliğin derinliklerine doğru, yazarı önce deliliğin sınırına götürecek sonrasında ise hayatını dönüştürecek bir keşif yolculuğu başlar.

Satış rekorları kıran ve şimdiden bir 21. yüzyıl klasiklerinden görülen Atmacanın A'sı, doğa ve insanlık üzerine bugüne dek yazılmış en nefes kesici metinlerden biri. Yaşam ile ölümün nasıl uzlaştırılacağına dair zarif bir ders.

"Atmacanın A’sı, doğa yazınının yalnızca dünyayı anlatmakla kalmayıp onun en mahrem yanlarını da gözler önüne serebileceğini hatırlatıyor. Kitap öylesine iyi ki âdeta okumak insanın canını acıtıyor. Ama bu acı, iyileştirici türden... Gerçek bir klasik." –NEW YORK TIMES

Çorap Dedektifi Magnolia Wu

250.00
2025 NEWBERY ONUR ÖDÜLÜ ARTIK ÇORAPLAR TEK KALMAYACAK! Magnolia Wu yaz tatilini ailesinin işlettiği çamaşırhanede geçirmek zorunda. Sıkıntıdan patlarken kendine bir uğraş buluyor: Teki unutulmuş çorapları, sahipleri gelip alır diye panoya iğnelemek... ama kimseler gelmiyor. Yakına taşınan Iris’le arkadaş olunca ikili yöntem değiştiriyor: Sokak sokak –pardon çorap çorap– gezip kayıp çorapların sahiplerini arayacaklar. Çorapların üstündeki her desen bir ipucu. Mahallenin tüm ilginç sakinleri ise birer şüpheli! Metropolde çocuk olmayı, aile ve arkadaşlık ilişkilerini eğlenceli bir dille anlatan, kendimizi olduğumuz gibi kabul etme seçeneğini vurgulayan bol ödüllü bir kitap.

Roma Hikâyeleri

278.00

Bir insandan çok bir mekânla evliymiş gibi hissetmek tuhaf geliyor. Dünyanın öteki yakasında değil, burada ölmeyi umut ediyorum.

Geçmişle geleceğin arafındaki Roma, Pulitzer Ödüllü Jhumpa Lahiri’nin Roma Hikâyeleri’nde öykülerin arka planındaki şehir olmanın çok daha ötesinde. Hikâyelerin kahramanı, doruk noktası, can damarı, geçmişi, bugünü ve yarını.

Aynı köprüde buluşup belki son kez vedalaşan iki eski dost, aydınlık bir evde yaşayacaklarına sevinemeden ölüm tehditleriyle karşılaşan bir aile, iki mahalleyi birbirine bağlayıp kimbilir nelere sahne olmuş merdivenler ve Dante Alighieri’den aşk mektupları alan bir genç kız… Edebiyat yolculuğuna İtalyanca yazarak devam eden Lahiri, birbirinden etkileyici dokuz öyküsünde bir türlü ait hissedemeyen, yolunu bulamayan, yarım kalmış hikâyelerinin ağırlığını taşıyan karakterlerini Roma’nın tarih kokan caddelerinde dolaştırıyor, sayısız vedaya şahit olmuş sokaklarından geçiriyor ve en beteri, şehrin dışına sürüp özleme boğuyor.

“Tam bir şölen… Bu öyküler, görkemli bir çürüme ile canlı ve çeşitlenmiş bir hayatın yan yana var olduğu kentin, Roma’nın bizzat atan kalbini taşıyor.” VOGUE

“Göz kamaştırıcı bir derleme; bu karakterler derin duygusal ve toplumsal uçurumlarla karşı karşıya… Lahiri’nin ışıldayan kalemi, Roma’nın çoğu zaman görmezden gelinen bir yüzünü yakalıyor… Sade, güçlü, etkileyici.” PUBLISHERS WEEKLY

Ben Bir Patatesim!

243.00

2026 UKLA Kitap Ödülü Adayı

“Ben bir patatesim!”

“Hayır. Patates falan değilsin sen.”

“Değil miyim? E o zaman neyim ben?!”

Bu minik şey patates olduğundan emin ama arkadaşları yanıldığını düşünüyor ve eğlenceli bir soru yağmuru başlıyor: Nefes alıyor musun? Kaç gözün var? Yemek yiyor musun? Peki kaka var mı?..

Kendini patates sanan bir minik canlının aslında ne olduğunu keşfetmesine eşlik ettiğimiz bu muzip kitap, küçük okurlara hem canlılar dünyasının kapısını aralayacak hem de onları kıkır kıkır güldürecek.

“Sorgulama ve eleştirel düşünme becerilerinin gelişimine yardımcı olan, komik mi komik bir hikâye.” –Kirkus

Köpük ve Davetsiz Misafir

230.00
YILIN EN İYİ ÇOCUK KİTABI –New York Times Denizi kim sevmez ki? Peki ya evin salonuna dalgalar vursa, canın istediğinde koltuktan denize cumburlop dalabilsen güzel olmaz mıydı? İşte, Köpük’ün hayatı tam da böyleydi. Kahvesini yudumlarken birden serin sulara dalar ve gelgitin ona küçük hazineler getirmesini beklerdi. Ancak bugün, tuhaf bir şey oldu. Deniz ona yine bir hediye getirmişti ama bu seferki biraz büyükçeydi. New York Times tarafından yılın çocuk kitabı seçilen Köpük ve Davetsiz Misafir, küçük şeylerle mutlu olabilmeyi, hayatın getirdiği sürprizleri ve arkadaşlığın güzelliğini yumuşacık bir dille, sanki gülümseyerek anlatıyor. “Görsellerle metnin ahengi tam bir okuma keyfi veriyor. Büyüleyici bir kitap.” –Kirkus

Zamanın Ruhu Nostalji : Popülizm, Çalışma ve “İyi Yaşam” Üzerine

206.00
Savaş sonrası kuşakların çalışma üzerine kurduğu toplumsal düzen çökerken, “kontrolü geri alma” ya da ulusları “yeniden büyük yapma” gibi popülist vaatlerin somutlaştığı, ülkelerin içlerine kapanmaya başladığı bir dönemden geçiyoruz. Ekonomik krizlerin baskısı altında, nostalji Batı toplumlarının kültürel “zeitgeist”ına dönüştü. Bu popülist nostalji söylemleri bir yanıyla da, güvenceli istihdam ve kitlesel tüketim üzerine kurulmuş eski toplum modelinin yıkılışına yakılan bir tür kolektif ağıt sanki. Zamanın Ruhu Nostalji, bugünün nostalji kültürüne doğru çıkılan, sınırları belirsiz bir keşif yolculuğu. Sosyal teorilere ve toplumsal gözlemlere dayandığı kadar kişisel deneyimlerden, karşılaşmalardan ve güncel araştırmalardan da besleniyor. Bilimsel literatürle popüler kültürü tek potada eritmeye gayret eden bu eser, hem akademik meraka sahip okurlara hem de çağımızın ruhunu anlamaya çalışan geniş kitlelere yeni bir tartışma alanı sunuyor.

Pablo ile Laklak – Zaman Yolcusu Penguenler

278.00
“Karşı koyamayacağınız kadar komik.” –Guardian Zaman yolcusu penguenler Pablo ve Laklak ile dinozorlar zamanına doğru beklenmedik bir maceraya atılın. Aksiyonun hiç bitmediği bu komik mi komik grafik roman, Köpek Adam ve Olay Adam hayranları için mükemmel bir seçim. 2025 British Book Awards Finalisti Antarktika’da yaşayan penguenler Pablo ile Laklak hem kankalar hem de iki ayrı kutuplar! Pablo buz gibi serin yuvasından memnun, Laklak ise tir tir titremekten çok sıkılmış, soğuktan uzaklaşıp güneşli bir kumsalda TATİL yapmak istiyor. Peki penguenseniz yani uçamıyorsanız ve sıcak denizler yüzerek varamayacak kadar uzaksa, nasıl tatile gidebilirsiniz? İki kafadar kara kara ne yapacaklarını düşünürken karşılarına Profesör Zekiye çıkıyor ve sonra… Sonra mı?! İşte karşınızda dünyanın ilk ZAMAN YOLCUSU PENGUENLERİ! “Acayip keyifli, eğlenceli ve gerçekten çok komik.” –Louie Stowell, Loki: Kötü Bir Kahramanın İyi Olma Rehberi’nin yazarı “Muhteşem bir kitap! Bir sonrakini sabırsızlıkla bekliyorum!” –Mark Bradley, Kıpkıp ile Tamtam’ın yazarı “Sürükleyici ve eğlenceli... her yaştan okura tavsiye edilmeli. Mizah dolu, sevimli bir kitap. 10/10” –Irish Times “Pablo ve Laklak çok eğlenceliler. Bu kitaba bayılıyorum!” –Oscar, 7 yaşında “Keşke Pablo ve Laklak’la zamanda yolculuk yapabilsem. Beni çok güldürüyorlar!” –Noah, 8 yaşında

Kutsal Otu Örmek

541.00
Potawatomi halkının bir üyesi olarak bitkilerin ve hayvanların en eski öğretmenlerimiz olduğuna inanan, aynı zamanda doğaya bilimin merceğinden bakan bir botanikçi olan Robin Wall Kimmerer, bu iki bakış açısını ustalıkla bir araya getirerek okuru bilimsel olduğu kadar efsunlu, kutsal olduğu kadar tarihsel, akılcı olduğu kadar bilge bir yolculuğa çıkarıyor. Kendi yaşam deneyimlerinden yola çıkan Kimmerer; beş yıla yakın bir süre boyunca New York Times çoksatanlar listesinde kalan bu kitabında, Kaplumbağa Adası’nın yaratılışından bugünkü ekolojik tehditlere uzanan zengin düşünce örgüsüyle, temel bir gerçeğin etrafında dolaşıyor: Daha geniş bir ekolojik farkındalığa uyanmak ancak yaşayan dünyanın geri kalanıyla karşılıklı ilişkimizi kabul edip kutlamakla mümkün. Çünkü ancak diğer varlıkların dillerini duymayı öğrendiğimizde yeryüzünün cömertliğini anlayabilir ve armağanlarımızı karşılık olarak sunmayı öğrenebiliriz. Robin Wall Kimmerer olağanüstü bir kitap yazmış. Bilimin olgusal ve objektif yaklaşımının, yerli halkların kadim bilgeliğiyle nasıl zenginleşebileceğini gösteriyor. Güzellikleri o kadar iyi anlatıyor ki… Boylu mazıların, yabani çileklerin, yağmur altındaki ormanların ve mis kokulu kutsal ot çayırlarının manzaraları, kitabı bitirdikten çok sonra bile gözünüzün önünden gitmiyor. Jane Goodall

Ağaçlar Nasıl Doğar?

236.00
2024 Bologna Ragazzi Ödülü Küçük bir çocuk ve annesi güneş ışınlarının rengârenk yapraklar ve ağaç gövdeleriyle saklambaç oynadığı yemyeşil bir ormanda yürüyüş yapıyorlar. Çocuk meraklı, annesine ağaçlar ve orman hakkında sorular soruyor: “Ağaçlar evlenir mi? Okula giderler mi? Yalnızlar mı?” Anne, çocuğun sorularını yanıtlarken hayat ve doğa hakkında basit ama duygu dolu bir sohbet başlıyor. Nefes kesici çizimleriyle bizleri masalsı bir ormanda geziniyormuş gibi hissettiren ünlü çizer Charles Berbérian, kendisine çocuk edebiyatının en prestijli ödüllerinden Bologna Ragazzi’yi kazandıran Ağaçlar Nasıl Doğar?’da hepimizi bir an durup doğa hakkında düşünmeye davet ediyor.

Kıpkıp ile Tamtam ve Heyecanlı Tekboynuz

278.00
Kendileri küçük, duyguları büyük canavarlar Kıpkıp ile Tamtam yeniden karşınızda! Ve bu kez heyecanlı bir tekboynuz var yanlarında! Kıpkıp ile Tamtam’ın bugünkü rotası TEKBOYNUZ ORMANI! Marşmelov tarlasında kendilerini azıcık (!) kaybedince ikilinin başı derde giriyor. Neyse ki tekboynuz Cıvıltoynak var. Onun da ikiliye katılmasıyla ŞAHANE bir fikir geliyor akıllarına: süper kahraman üçlüsü olmak! Ama Cıvıltoynak heyecanlanıp kendini kahramanlığa FAZLA kaptırınca işler kontrolden çıkıyor! Freni patlamış dondurma arabası, gökten yağan milyonlarca pasta ve daha bir sürü karmaşa… Kıpkıp ile Tamtam’ın saksıyı çalıştırıp Cıvıltoynak’ı sakinleştirecek bir yol bulmaları lazım. HEM DE HEMEN!

Doğu’ya Kaçış

245.00
“Tek nefeste anlatılmış bir başyapıt... yoğun, keskin, duraksız, güçlü.” –ANNE MICHAELS NEW YORK TIMES 2023’ÜN EN İYİ ON KİTABINDAN BİRİ NEW YORKER YILIN EN İYİ KİTAPLARI SEÇKİSİ Alyoşa, nereye gittiklerini bilmeyen, yüzleri solgun, bakışları yorgun, kafesi andıran vagonlara doldurulmuş yüzlerce delikanlıdan sadece biri, bir asker. Trans-Sibirya treninde, uçsuz bucaksız Sibirya boyunca kırk saattir sıkış tıkış yol alıyor. Daha yola çıkar çıkmaz karar vermiş: Firar edecek. Hélène, bir Fransız, Krasnoyarsk istasyonunda trene biniyor. Rus sevgilisini ardında bırakmış, geri dönüp dönmeyeceğini bilmeden, geçmişinden ve kendinden kaçmak için doğuya gidiyor. Trenin iki ayrı ucu, bu iki apayrı hayat, koridorda kesişiyor. Bu basit rastlantı onları kelimelerin azalıp bakışların ve sessizliğin konuştuğu bir yakınlığa, her durakta yakalanma ihtimalinin, her bakışta ihbar korkusunun yaşandığı bir suç ortaklığına sürüklüyor. Günümüz Fransız edebiyatının en büyük yazarlarından Maylis de Kerangal’in nefes kesen anlatısı Doğu’ya Kaçış, kaçınılmaza doğru ilerleyen bir trende okurunun zaman algısıyla oynayan, beklentilerini altüst eden bir roman. “Zamanı De Kerangal gibi resmedebilmek –geçmişle şimdinin, simgesel olanla gerçeğin iç içe geçtiği karmaşayı görünür kılmak– büyük bir ustalık, sabır ve berraklık ister.” –NEW YORKER “Kusursuz… De Kerangal’in bu görkemli başarısı, hızla ilerleyen bir trenin ritmine sahip. Okurları büyüleyici bir edebi yolculuk bekliyor.” –PUBLISHERS WEEKLY

Tuhaf Resimler

278.00
Hiç bir kitabı okurken huzursuzlandığınız oldu mu?
(ve yine de elinizden bırakamadığınız...) Doğum yapmasına günler kalmış bir kadının titrek eskizleri. Ölmek üzere olan bir adamın karaladığı dağ silsilesi. Okul defterinde evini gri bir lekeyle kapatan bir çocuğun resmi. Geçmişte işlenmiş suçlarla bağlantılı dokuz tuhaf resim, sayfalar ilerledikçe delillere, okur ise her ayrıntıyı bir araya getiren dedektife dönüşüyor. Tuhaf Resimler çizimlerin, krokilerin ve diyagramların arasına gizlenmiş ipuçlarıyla örülü, birbirine ustalıkla bağlanan öykülerden oluşan rahatsız edici bir yapboz, tüyler ürpertici ve adım adım tırmanan bir gizem. Uketsu’nun nefes kesici anlatımıyla gerilim ve çağdaş polisiye kurallarını yerle bir ettiği ilk romanı Tuhaf Resimler, en az yazarının gerçek kimliği kadar gizemli. “Uketsu’nun tuhaf bilmeceleri hem ürpertiyor hem de bağımlılık yapıyor. Elimden bırakamadım.” R. F. Kuangü “Öyle sürükleyici ki bir günde okudum. Öyle tedirgin edici ki bütün gece düşündüm.” Janice Hallett 3 MİLYONDAN FAZLA OKUR, 30’DAN FAZLA DİL Her çizim ürpertici bir uyarı. Her biri burnunuzun dibindeki korkunç bir sırrı ortaya çıkarıyor. Uketsu’nun tekinsiz gizemleri milyonlarca okuru büyüledi. Peki ya siz, bu tuhaf resimlerdeki ipuçlarını bulup hepsini birbirine bağlayan karanlık gerçeği ortaya çıkarabilecek misiniz? “Ustaca örülmüş, hayranlık uyandıracak kadar karmaşık bir hikâye... Uketsu, okuru son âna dek tahmin yürütmeye zorluyor.” New York Times Book Review

Düşlenemez Diyarların Yolcuları: Demans, Bakım Verenler ve İnsan Beyni Hikâyeleri

296.00
ZİHNİN SINIRLARINDA, SEVGİNİN VE SABRIN BİRLİKTE YÜRÜDÜĞÜ BİR YOLCULUK. Klinik psikolog Dasha Kiper, Alzheimer ve diğer demans türleriyle yaşayan insanlara ve onlara bakım verenlere yıllarını adadı. Deneyimlerinden yola çıkarak Düşlenemez Diyarların Yolcuları’nda “kusursuz bakım veren” mitini sarsıyor ve demansın yalnızca hastayı değil, bakım vereni de dönüştüren bir hastalık olduğunu gösteriyor. Eşinin bir yabancı olduğuna inanan bir adam, hayali arkadaşlıklar kuran bir kadın, annesinin geçmiş travmalarının ağırlığı altında ezilen bir oğul… Kiper yargısız ve derin empatiyle anlattığı bu vakalarda, demansın nasıl sessizce ilişkilerin kalbine sızabildiğini, bakım verenlerin de tıpkı hastalar gibi yolunu kaybedebildiğini gözler önüne seriyor. Düşlenemez Diyarların Yolcuları, hem hastalığa hem insan doğasına dair algımızı derinden sarsan, şefkat dolu bir keşif: Kimi zaman kalp kırıcı, kimi zaman umut verici ama her sayfasında insan kalabilmenin anlamını sorgulatan ve demansın zihinsel labirentinde pusula olan bir kitap. “Etkileyici, ikna edici ve unutulmaz… Hastalığın açığa çıkardığı insanlık hallerini büyüleyici bir dille anlatıyor.” –DAVID EAGLEMAN “Bu kitap, demansla yaşayanlara ve onlara bakım verenlere bakışımızı sonsuza dek değiştiriyor.” –LORI GOTTLIEB 
NEW YORK TIMES YILIN EN İYİLERİ EDİTÖR SEÇKİSİ